Gösterilen 1–20 arası toplam: 235

  • 50 Ekonomistle Ekonominin Kısa Tarihi

    Sermaye, yaşamak için vampir gibi iş gücünün kanını emen ölü iş gücüdür ve ne kadar çok yaşarsa o kadar çok iş gücü kanı emer. Karl Marx 50 Ekonomistle Ekonominin Kısa Tarihi fikirleriyle insanlığı kökten değişime uğratmış olan Locke, Marshall, Marx ve Keynes gibi düşünürler üzerinden en önemli iktisadi hareketleri anlatıyor.

    7,94
  • 50 Tarihi Anekdot

    Tarih, gerçek hikayeler ve biraz da mizah: İşte akşam yemeklerinin yıldızı!
    Sakin bir günün akşamı, güzel yemekler ve mükemmel bir sofrada eksik olan bir şeyler hâlâ var; anekdotlar… Tarihi sıkıcı bulanların aksine bu kitap, sizlere onun eğlenceli, komik ve şaşırtıcı yönünü vadediyor.
    ABD Başkanı kenevir yetiştiriyordu!
    Bu salgın hastalık dans ettiriyor.
    Fransa’nın Hintli müstakbel kralı kim?
    Çatal kullandığı için Tanrı’nın gazabına uğradılar.
    Tarihin en büyük palavrası!
    Oturarak uyuyan soyluların diyarı
    Tarih ne zaman bitiyor?
    Frede Royer’in yazmış olduğu 50 Tarihi Anekdot ile, akşam yemeklerinde arkadaşlarınıza anlatacağınız eğlenceli ve bir o kadar şaşırtıcı gerçek hikayeleri beğeninize sunuyoruz.

    7,94
  • Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı 2

    Oyun yeni baştan başlıyor…
    Tarih yeniden yazılıyor…
    Kurtlarla dans devam ediyor…

    Mustafa Armağan Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı 2’de yine özgün belge ve bilgilere dayanarak Sultan Abdülhamid’in bugüne kadar anlatılmayan yönlerini okurlarına sunuyor.
    Abdülhamid’siz bir yüz yıl yaşadık. Onun yokluğunda bir imparatorluğun un ufak oluşuna ve o enkazın içinden “küçük Osmanlı” diyebileceğimiz Misak-ı Milli fikrinin doğuşuna tanık olduk. Şimdi toparlanıyoruz ve yeniden küresel bir aktör olma yolundayız. Artık ufuklara bakarken kendimizden daha eminiz. Bu açılımlar döneminde bir tarih açılımı, dolayısıyla Abdülhamid açılımı kaçınılmaz.
    Türkiye’ye eğitimde altın çağ yaşatan, Küba’ya ajan gönderen, Singapur’a cami yaptıran, Sri Lanka’ya okul açtıran, New York’taki Webb’den Londra’daki Quilliam’a özel görevler veren, Belarus’un ıssız köylerinde adı hâlâ camilerde anılan bir Abdülhamid bu… Her sayfasında şaşıracağınız bir kitap…

    9,09
  • Abdülhamit’in Akıl Oyunları

    Sultan II. Abdülhamid Han, cihanın son büyük imparatorudur ve asla sıradan veya yabana atılacak karakterde bir hükümdar değildir. O, duyan kulaklara nasihatler ve gören gözlere işaretler bırakmayı başarmıştır. Âlem-i İslam ve devleti için yaptıklarını biliyorum diyorsanız, yanılıyorsunuz… Çünkü bugüne kadar okuduklarınız ya da biliyorum dedikleriniz o buz dağının sadece görünen yüzüdür. Hayal veya masal değil, sadece ve sadece gerçekleri öğreneceksiniz. Hiç kimsenin yazmadığı ve anlatmaya cesaret edemediği hakikatleri okumaya hazır olun! Sultanın yaptıklarını ve hizmetlerini okudukça hüzünleneceksiniz lakin onun gibi bir dâhinin gelecek nesiller için bıraktığı işaretleri takip ederseniz, neticede, yalanlarla değil, tarihin acılarla dolu o döneminin gerçekleriyle yüzleşeceksiniz…

    9,09
  • Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 1

    Bu çalışmanın hedef kitlesi her şeyden önce genelde ilimle ve İslâmî ilimlerle, özelde de tarih ve İslâm tarihiyle ilgilenen ve “okuyan” kişilerdir. Ayrıca İslâm tarihi dışındaki dinî ve sosyal bilimlerle meşgul olan okurların siyasî tarihi bilmeden doğru değerlendirmeler yapmaları zordur. Zira ictimaî, ilmî, iktisadî hayatın, siyasî hayattan doğrudan etkilendiği ve bu ilimlerin siyasî hadiselerden bağımsız olarak gelişmedikleri kabul edilen bir gerçektir. Dolayısıyla Tefsir, Kelâm, Fıkıh, Tasavvuf ve Felsefe gibi disiplinlerde okumalar yapanların, inceledikleri dönemlerin siyasî hayatını bilmeleri gerekmektedir.

    9,09
  • Arap Dünyası’nın Son Yüzyılı

    Arap Dünyası’nda 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan devletlerin, her ne kadar Türkiye, İran ve Mısır eksenli devletleri rol alarak hareket ettiğini dile getirsekte savaştan sonra ortaya çıkan devletlerin, özelikle Büyük Britanya ve Fransa’nın çizmiş olduğu politik hamlelerinin günümüze kadar devam ettiği etkiyi görmezlikten gelemeyiz. Bölgede, Britanya ve Fransa etkisine ek olarak ABD ve Rus etkilerini de Soğuk Savaş dönemiyle birlikte görmeye başlamaktayız. Bölgede Mısır öncülüğünde “Bağımsızlar Hareketi” ortaya çıkmış olsa da uluslararası konjonktür gereği Doğu ve Batı bloğu ile ilişkiler kurduğunu görmekteyiz.

    Arap Dünyası’nda baş gösteren değişimin İran ve Mısır eksenli olduğu kaçınılmaz bir coğrafi gerçekliktir. Her iki ülke, Türkiye Cumhuriyeti 54. Hükümeti dönemin- de “ŞAHSİYETLİ DIŞ POLİTİKA” hamlesi ile ortaya çıkan “D8” ile sıcak ilişkiler içerisine girse de 1997 yılında 8 ül- kenin liderlerin anlaşma sonrası çeşitli siyasi olaylar sonucu görevlerinden uzaklaşması ya da uluslararası alanda baskı görmesi ile gelişememiştir. Daha önceden bölgede arap dünyası’nın son yüzyılı gerçekleşen 1. ve 2. Körfez Krizi de bölgenin siyasi olarak kendi içinde farklı siyasi hamleler içerisine girmesine sebep teşkil etmiştir.
    devamını oku

    6,79
  • Arap Uyanışı Arap Ulusal Hareketinin Öyküsü

    Modern Ortadoğu’nun tarihi, 1789 Fransız Devrimi ve ardından Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgal girişimiyle yeniden şekillenmeye başlamıştır. Batılıların misyonerlik faaliyetleri, milliyetçilik akımları ve Osmanlı Devleti’nin merkezileşme çabalarının yoğurduğu Arapların “uzun” XIX. yüzyıldaki kültürel “uyanış”ının ardından, modern dönemdeki en kritik süreç 1914-1923 yılları arasında gerçekleşmiştir. Şerif Hüseyin ve oğullarının öncülük ettiği, İngiltere ve Fransa’nın da aktif destek verdiği Arap İsyanı, modern Arap dünyasının ortaya çıkışında en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur. Türkiye’de ve uluslararası camiada, Arap İsyanı’na dair şimdiye kadar çok şey yazıldı, konuşuldu; Arapları “ihanet”le suçlayanlar da oldu, İngiliz altınlarının Şerif ailesini “kandırdığı”nı söyleyenler de… Ancak Türkçe literatürde hadisenin en önemli ayağı hep eksik kaldı veya göz ardı edildi, biraz da bilinçli olarak görülmek istenmedi: Arap uyanışının öncüleri, yani Arap milliyetçileri bu süreci nasıl görüyordu? İsyan “İslamî” miydi, “ulusal” mıydı yoksa klasik bir milliyetçi self-determinasyon süreci miydi? Arapların gözünden; İsyan’ın sebepleri nelerdi, süreçte İstanbul’un hataları neydi, İngilizler neyi doğru yaptı? Ve ayrıca, isyan edenler ortaya çıkan sonuçlardan mutlu oldu mu? İngilizlerle Fransızların anlaşamadığı noktalar nelerdi? Sykes-Picot Antlaşması ve yeni sınırlar ne anlam ifade ediyordu? Filistin çözümü Arapların arzu ettiği şekilde mi gerçekleşti? Yahudi göçü ve İsrail’in kurulmasına giden süreçte kimler hangi adımları attı? Tüm bu sorulara cevap mahiyetinde; elinizdeki Arap Uyanışı: Arap Ulusal Hareketinin Öyküsü kitabı, Arap milliyetçilerinin bu süreçlere nasıl baktığını gözler önüne seriyor; özlemlerini ve ideallerini yansıttığı kadar, pişmanlık ve hayal kırıklıklarını da ele alıyor. Böylece, Türkçe literatürde eksik kalan, öncesi ve sonrasıyla Arap İsyanı’nın en önemli tarafının anlatısına mercek tutmayı ve kayıp halkayı tamamlamayı hedefliyor. Lübnan Hristiyanlarından, tarihçi ve diplomat George Antonius (1891-1942), Arap milliyetçiliğine adadığı hayatı boyunca, İsyan sürecine tanıklık etti ve bölgedeki geniş Arap toplumunun önemli isimleriyle de yakın temas içinde oldu. Bilhassa artık klasikleşen Arap Uyanışı isimli eseri, Arap milliyetçiliğinin ilk ve ve hâlâ aşılamayan anlatılarından birini oluşturuyor. İlk olarak 1938’de yayınlanan ve sonrasında defalarca baskısı yapılan bu ilgi çekici eser, Arap milliyetçiliğine dair derli toplu ilk akademik çalışma olarak da dikkat çekiyor. Modern Ortadoğu tarihi, Arap milliyetçiliği, I. Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’da siyasi ve askeri gelişmeler, Arap isyanı, Arap-Yahudi ihtilafı gibi hususlarda Türkçe literatürde sıkça atıf yapılan Antonius’un bu klasik eseri Mehmet Akif Koç ve Muhammed Karakuş tarafından Türkçeye çevrildi.

    11,39
  • Arapların Gözünden Haçlı Seferleri

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir okur kitlesine sahip olan Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un büyük ses getiren kitabı “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” YKY tarafından yayımlandı. Maalouf’un 1983 tarihli bu yapıtı, 11. yüzyılın sonundan 13. yüzyılın başına kadar devam eden Haçlı Seferleri’ni egemen tarih anlayışının yerine “öteki”nin gözünden anlatıyor.

    8,90
  • Atatürk ve Demokratik Türkiye

    HALİL İNALCIK’IN KALEMİNDEN
    ATATÜRK VE TÜRK MODERNLEŞMESİ

    …İşte böylece Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliğinde ve etrafında, Anadolu halkı bağımsızlık savaşının önderini bulmuş oluyordu.”
    Halil İnalcık
    Türk tarihini dünya tarihçiliğine kabul ettiren Halil İnalcık’tan Atatürk, inkılaplar, cumhuriyet, modernleşen Türkiye ve Türklerin fikir, şuur, zihin dünyası…
    Atatürkçülük, İnalcık’a göre yüz elli yıllık bir tarihî gelişimin son ve radikal ifadesidir. Günlük siyasi ve sosyal akımların etkisinden korunduğu ölçüde anlaşılacak, Türkiye’nin problemleri daha gerçekçi çözümlere kavuşabilecektir. Elinizdeki eserde İnalcık; hilafet, inkılaplar, modernleşme problemleri, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş ve yabancı tarihçilerin Atatürk devrimlerine dair yorumları üzerine çok kritik analizler yapıyor. Türkiye için bir tek yükseliş yolu olduğunu söylüyor: “Atatürk devrimini, gerçek ruhuyla benimsemek ve şaşmaz bir şekilde izlemek.”
    Türk tarihinin en büyük sorununun Avrupa ile boy ölçüşme olduğunu düşünen İnalcık, bunun bir sorun olarak kalmaması için batıyı da doğuyu da iyi anlamak gerektiği üzerinde duruyor. Türkiye ve Japonya’nın siyasi modernleşmesi, Türk tarihi ve Atatürk’te tarih şuuru, yüzyıla damgasını vuran bir düşünür olarak Ziya Gökalp üzerine yazdığı makalelerle fikir dünyamızı genişletiyor.
    Atatürk ve Demokratik Türkiye, cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ile devrimlerinin kaynağını daha iyi öğrenmek, modernleşen Türkiye’nin sorunlarını daha iyi anlamak için eşsiz bir eser…

    9,09
  • Balfour Deklerasyonu

    İsmail Ediz’in kaleminden, Orta Doğu’da bir Yahudi devleti kurma düşüncesinin nasıl şekillendiğini Neoklasik Realizm teorisiyle açıklayan alanında öncü bir çalışma: Balfour Deklarasyonu: Yahudi Devletinin Kökenleri. 1917 Balfour Deklarasyonu’nu İngiliz hükümetinin ortaya çıkardığı bir karar olarak incelemeye alan eser, konuyu hem tarih hem de uluslararası ilişkiler perspektiflerinden değerlendiriyor. İngiliz arşiv belgelerini mercek altına alan kitap, günümüz araştırmalarında ihmal edilmiş yönleri, ara değişkenleri, İngiliz iç siyasetini ve dünyanın durumunu gözler önüne seriyor. Filistin’in jeostratejik konumu, İngiltere’nin savaş sırasındaki değişken durumu, Yahudilerin Çarlık Rusyası karşıtı tutumu, uluslararası ekonomik kriz, Amerikan-Yahudi sermayesine duyulan ihtiyaç, gizli ve sözlü yürütülen görüşmeler, nihayetinde kökünden değişen uluslararası dengeler… Balfour Deklarasyonu: Yahudi Devletinin Kökenleri, Orta Doğu’yu çıkmaza sürükleyen ve Yahudi devletini adım adım inşa eden Balfour Deklarasyonu’nun tarihi. Geçmişi uluslararası ilişkiler metodolojisiyle okuyup çok boyutlu bir nedensellik kurgusu görmek isteyen okurlar için vazgeçilmez bir çalışma.

    9,09
  • Barbar Modern Medeni

    Adab-ı muaşeretten şehir hayatına, mimariden müziğe, mutfak kültüründen uluslararası siyasete kadar her alanda karşımıza çıkan medeniyet, son iki asırdır gündemden düşmeyen ve bir o kadar da örselenen ve tüketilen bir kavram. Savaş çıkartmak isteyenler de barış yapmak isteyenler de aynı kelimenin arkasına sığınıyor . “Medenileştirme misyonu” adı altında yapılan barbarlıklar , modernitenin karmaşık tarihini yeniden ele almamızı zorunlu kılıyor . Barbarlığın, modernliğin ve medeniliğin aynı anda tecrübe edildiği bir çağda Batı, medeniyet hakkındaki sözünü tüketiyor; İslam dünyası ise söyleyecek sözünü arıyor . Elinizdeki kitap bu arayışın izlerini sürerken akla ve erdeme dayalı bir medeniyetin ancak belli bir varlık tasavvuru, dünya görüşü, bilgi anlayışı ve estetik duyuş ile mümkün olabileceğini savunuyor . “Medeni olmayı ve günümüz medeniyetini evrensel olduğu kadar milli (T ürk, Osmanlı, İslam) ve tarihi bir çerçeve içinde, Doğu-Batı kaynaklarına dayanarak, felsefi bir görüş ile inceleyen bu kitap, modernitenin iyi ve kötü her yönünü irdelemiştir . Varlığın değerini vurgulayan bu değerli çalışmayı herkesin okumasını ısrarla tavsiye ederim. ” Kemal H. Karpat Wisconsin Üniversitesi Öğretim Üyesi “İbrahim Kalın medeniyet, barbarlık ve modernite arasında asırlar boyunca kurulan bağlantıları naklederken barbarlığın ‘modernleşme ‘ ve ‘ilerleme ‘ adına aldığı yeni şekillerini inceliyor , sonra ‘medeniyet’ kavramının tekrar inşasının artık bir zaruret haline geldiği gerçeğini gözler önüne sererek, ‘Batı’nın medeniyet adına söyleyecek sözünün tükendiğini, İslam dünyasının ise söyleyeceği sözü aradığını’ ifade ediyor . Kitabın önemli özelliklerinden biri, devlette üstlendiği ağır görevlere rağmen ilmi çalışmalarına fasıla vermeden devam eden İbrahim Kalın’ın, eserinde bu zorluğun üstesinden gelmesi ve önemli fakat oldukça ağır bahisleri herkesin rahatça anlayabileceği bir T ürkçe ile ifadeye muvaffak olmasıdır . ” Murat Bardakçı Tarihçi – Yazar

    10,90
  • Barbaros ve Korsanlar

    Bu kitap ile sadece tarihin en büyük denizcisi olan Barbaros Hayrettin Paşa ve kardeşlerinin sarsıcı hikayesine şahit olmayacak aynı zamanda korsanlık hakkında da bir çok ilginç bilgiye ulaşacaksınız. Bir yandan Barbaros kardeşlerin hikayesine dahil olurken, bir yandan da korsanların savaş taktiklerinden, ölülerine nasıl bir cenaze töreni yaptıkları ve kullandıkları bayrakların anlamları nelerdi gibi, daha bir çok bilginin içinde bulacaksınız kendinizi. Akıcı üslubu ile “Barbaros ve Korsanlar” kitabıyla beraber tam anlamıyla denizciliğin legal ve illegal dünyasının içinden çıkamayacaksınız.

    9,09
  • Batı’ya Yön Veren Metinler III Aydınlanma /Burjuva Yüzyılı / Bilim Çağının Zaferi (1650-1800)

    Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme sancıları çektiği on sekizinci yüzyılın ilk çeyreği ile on dokuzuncu yüzyılın başlarında Avrupa medeniyeti derin ve karmaşık bir kriz atlatır. “Fransız İhtilali ve Napolyon Çağı” olarak adlandırılması âdet olmuş bu krizin kökenleri, on yedinci yüzyılın İngiliz siyasi devrimlerine uzanmakta, on sekizinci yüzyıl Avrupa’sının toplumsal yapısı, politik koşulları ve çok sayıdaki güncel tartışmalarından beslenmektedir.

    Batı’ya Yön Veren Metinler’in üçüncü cildinde yer alan seçkiler, 1789 Fransız İhtilali’ni Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinin 1775’teki başkaldırılarının yüreklendirdiğini ileri sürerler. Bu çerçevede, Fransız İhtilali ile sonuçlanan çağ, “Demokratik Devrim Çağı” olarak adlandırılır.

    Devrim dalgasına eşlik eden nasyonalizmin “insan toplumunun kumaşını paramparça etmiş, gerçek dini yolundan çıkarmış, uluslararası ahlakın bütün uygar kurallarıyla alay etmiş” olduğunu savunanlar olmakla birlikte, genel kabul, on sekizinci yüzyıl Aydınlanmasını hızlandıran buhranın geçmişten felaket niteliğinde bir kopuş anlamına gelmediği şeklindedir. Rönesans ve Rönesansın mantıki sonucu olan bilimsel devrimden evrilen Aydınlanma, entelektüellerin büyük bir kısmının “din ve ilahiyat ağırlıklı düşünce biçimlerinden şikâyetçi olduklarının farkına vardıkları bir dönem” olarak görülmektedir. “On sekizinci yüzyıl Paris’inin ve Fransız taşrasının salonlarında, loca ve kahvehanelerinde konuşulanlar, makineler ve toplum mühendisliği, doğa yasaları ve eğitim gibi konulardır. Her şeyin filozofların istediği gibi gerçekleşmediği muhakkaktır. Eski inançları savunanlar çetin artçı-muharebeler verirlerken, Romantikler kısıtlı da olsa Aydınlanma karşıtı saldırılar düzenlenmeyi başarır. Bunlara rağmen, filozoflar geleceği temsil etmektedir ve Batı’nın Bilim Çağı’na kesin olarak girmesi, onların sayesinde gerçekleşir. Voltaire, Diderot, Ansiklopediciler ve Baron d’Holbach gibi gurbetçiler, yeni bir tür entelektüel sınıf oluşturur. Bu insanlar, teknik ve akademik anlamda filozof olmadıkları gibi, ne bir akademisyen, ne bir uzman, ne bir nedim, ne de birer “efendi”diydi. Kesinlikle fildişi kulesi tipleri değil, Kilise ve üniversitenin yerleşik dünyasına karşı çağrılarını, yeni yeni uyanmaya başlamış olan halka doğrudan duyurmayı seçen edipler, halka-indirmeciler ve propagandacılardı… Ayrıca Marksist anlamda da dar bir sınıf bilincine sahip değillerdi. Bununla beraber, eski rejime saldırılarında, son yüzyılda dünyaya açılan ‘bir şeyler olmaya’ istekli sınıfları desteklemekten geri durmadılar. Okurun, yüzyıllar öncesinden seslenenlerin keyfini çıkarmasını dileriz.

    11,39
  • Batılılaşma Yolunda

    Bir uygarlık çevresine girme aşamasındaki toplum, model aldığı toplumun kendine göre bir resmini çizer, o uygarlıkta ve hayat tarzında kendine göre demirleme alanları, referans noktaları saptar. Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm yapı ve kurumlarıyla bir bütün olarak yaşadığı modernleşme olgusu da bu çizgiden hareket etmiştir. 23 Aralık 1876’da Osmanlı İmparatorluğu artık anayasal bir monarşi oldu ve ömrünün son 46 yılını bu rejimle tamamladı. İlber Ortaylı’nın Osmanlı kurum ve cemaatlerinin modernleşme çabalarını irdeleyen eseri Batılılaşma Yolunda Tanzimat, Tanzimat devri basını, Osmanlı parlamentosundaki millet temsili, anayasal rejim sorunu, taşra bürokrasisi, idari modernleşme, mahalli idareler, diplomasi, Osmanlı’da laiklik hareketleri, Osmanlı idaresi altındaki dini gruplar, Alevîlik, Nusayrîlîk, Ortodoks Kilisesi ve Musevîler gibi pek çok konuyu tarihsel perspektifi içerisinde ele alıyor.

    7,94
  • Bilim Tarihi Sohbetleri

    Dünya bilim tarihçiliğinin tartışmasız en önemli isimlerinden biri merhum Fuat Sezgin’di. Derinlikli, uzun yıllara dayanan çalışmaları, sahih bakış açısıyla bilim tarihinin insanlığın ortak malı olduğunu, bugünkü Batı biliminin İslâm medeniyetinin güçlü tesirleriyle doğduğunu ortaya koydu. Sefer Turan’ın söyleşiyle şekillendirdiği Bilim Tarihi Sohbetleri İslâm bilimler tarihinin en önemli isimlerinden Fuat Sezgin’in hayatı, anıları, aynı zamanda bilimler tarihine duyulan tutkunun kitabı… Yaşadıklarını dönemin toplumsal ve siyasal panoramasını çizerek anlatan Sezgin, 1940’larda adım attığı üniversitede yavaş yavaş yazma eserlerin ve bilimler tarihinin sınırsız dünyasına yolculuğunu, alışıldık kalıpların dışına çıkan öğrenme şevkini gözler önüne seriyor. Ne var ki akademik araştırmalarıyla ses getiren Sezgin, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında yürütülen tasfiye sonucunda kürsüsü elinden alınan bilim adamlarımızdan biri olmaktan kurtulamayacaktır. Fuat Sezgin, kitaptaki söyleşilerde sadece geçtiği bu yolları anlatmakla kalmıyor, bakış açısına yön veren bilimler tarihi alanındaki gelişmeleri de tüm ayrıntılarıyla sunuyor. Bir yandan icatlar, buluşlar hakkında muazzam bir sohbete şahitlik ederken diğer yandan bilimler tarihine, Hellmut Ritter, Carl Brockelmann, George Sarton, Franz Rosenthal gibi isimlere, oryantalist araştırmalardan İslâm âleminin ahvaline, İslâm kültür çevresinde Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin modellerinin sergilendiği müzelere uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da tanık oluyoruz. Sefer Turan’ın Bilim Tarihi Sohbetleri, sadece bir insanın hikâyesini anlatmıyor; insanların yaptıkları iyi işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor… Bu yönüyle çalışma, bilim tarihine ilgi duyanlar için olduğu kadar İslâm’ın bilimler tarihindeki yaratıcı rolünü kavramak için de bir başucu kitabı niteliğinde…

    10,24
  • Bilimin Altın Çağı

    Her cümlesi akıcı! Her kelimesi sarsıcı! Bilim tarihinde olay çıkaracak bir kitap! Matematikçileri bilgisayarın keşfine hazırlık yapıyor, hekimleri insan vücudunun damarlarında geziyordu. Mimarları yer çekimine meydan okuyan tasarımlar yaparken, gök bilimcileri yıldızlara ad verip uzayı keşfediyordu. Her ne kadar biz onların farkında olmasak da onlar yaşadığımız dünyayı bin yıl önceden şekillendirmişti. Okuyacağınız bu kitapla hem bilimin muazzam dünyasına yolculuk yapacak hem de üzeri örtülmeye çalışılan Müslüman bilim adamlarının icat ve keşiflerinin gerçek hikâyesine şahit olacaksınız. Ve okudukça “Allah’ım aklıma mukayyet ol!” diyeceksiniz. Bunun için ilk sayfayı açmanız yeterli; bir daha kitabı elinizden bırakamayacaksınız!

    9,09
  • Bilimin Anlatılmayan Tarihi

    Her cümlesi akıcı! Her kelimesi sarsıcı! Bilim tarihinde olay çıkaracak bir kitap! Matematikçileri bilgisayarın keşfine hazırlık yapıyor, hekimleri insan vücudunun damarlarında geziyordu. Mimarları yer çekimine meydan okuyan tasarımlar yaparken, gök bilimcileri yıldızlara ad verip uzayı keşfediyordu. Her ne kadar biz onların farkında olmasak da onlar yaşadığımız dünyayı bin yıl önceden şekillendirmişti. Okuyacağınız bu kitapla hem bilimin muazzam dünyasına yolculuk yapacak hem de üzeri örtülmeye çalışılan Müslüman bilim adamlarının icat ve keşiflerinin gerçek hikâyesine şahit olacaksınız. Ve okudukça “Allah’ım aklıma mukayyet ol!” diyeceksiniz. Bunun için ilk sayfayı açmanız yeterli; bir daha kitabı elinizden bırakamayacaksınız!

    8,90
  • Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği

    Geldi İsmet, kesildi kısmet
    Mustafa Armağan, İnkılap Tarihi’nin hesabı verilmemiş dosyalarından birini daha açıyor. Karşınızda “Tek Adam”ın “İkinci Adam”ı İnönü’nün gerçek yüzü.
    Görünüşte hep kazanmış gibiydi. Genelkurmay Başkanı, Garp Cephesi Kumandanı, Hariciye Vekili, Lozan “kahramanı”, Başvekil, bir daha Başvekil, CHP Genel Başkanı, Milli Şef, Reisicumhur, bir daha Başvekil…
    Bir zamanlar hakkında kahramanlık destanları yazılırdı. Karşılığında da kise-i şahaneden binlerce lira ihsanlar dağıtırdı İsmet Paşa. 1950’lerde Demokrat Parti karşısında üç seçim kaybederek hezimete uğradı. Milletin kendisini istemediğini anlamamakta inat etti. Tabii iktidardan düştükten sonra etrafı tenhalaştı, Tek Parti devri boyunca baskıyla mühürlenen ağızlar açıldı, eleştiriler ve suçlamalar birbirini takip etti. 27 Mayıs o cenazeyi diriltmeyi denedi, silah zoruyla yeniden başbakan yapıldı. Sonra kendi partisi ona isyan bayrağı açtı ve nihayet bu defa CHP’deki koltuğunu Ecevit karşısında kaybetti. Böylece daha hayattayken tarihin en büyük ‘loser’larından biri unvanını mezar taşına kazıttı.
    Ne o halkını sevdi, ne de halkı onu. Geldi İsmet, kesildi kısmet sözü 1940’larda halkın dilinden düşmedi.
    Mustafa Armağan, İnönü efsanesini belgeler ve bilgiler ışığında çürüttüğü kitabında “Zafersiz Kahraman”ın iç yüzünü olanca çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
    9,09
  • Bir Rüyayı Hatırlar Gibi Savaştan Önce Suriye

    Bir Rüyayı Hatırlar Gibi: Savaştan Önce Suriye, bugün artık kaybolup gitmiş ve darmadağın olmuş bir derinliğin izlerini sürüyor. 2011’den önce Suriye’de hayat nasıldı? Tarihî ve kültürel miras ne durumdaydı? Suriye’nin uzak ve yakın tarihinin dönüm noktaları nelerdi? Ülkenin iç dinamikleri nasıl şekillenmişti? Din adamları ile siyasetin ilişkisi hangi seviyedeydi? Suriye toplumunun çok çeşitli katmanları arasında nasıl bir irtibat vardı? Bir Rüyayı Hatırlar Gibi: Savaştan Önce Suriye, işte bu ve benzeri sorular çerçevesinde, en uzun kara sınırını paylaştığımız güney komşumuzun ayrıntılı ve çok boyutlu bir haritasını çizmeyi deniyor. Hem Suriye’yi yakından tanıma hem de Suriye topraklarında yaşayan insanların zaman içinde sürüklendiği farklı serüvenleri kavrama adına. Ve elbette, tüm bunların sınırın bu yakasıyla bağlantılarını da kurarak… Taha Kılınç, kitabı neden kaleme aldığını ve yazmakla neyi amaçladığını şöyle anlatıyor: “…Tasvir etmeye çalıştığım manzaranın, bizim şahit olduklarımızı ancak kitaplardan okuyacak olan gelecek nesillere, kendi tarihlerini yazarken ışık tutacağını ve yol göstereceğini ümit ediyorum. Biz kendi dönemimizde sadece ‘şahitlik’ yapmakla yetinmek durumunda kaldık. Belki onlar, bizim tecrübelerimizden de çıkaracakları derslerle, kendi dönemlerinde belli hataların tekrarlanmaması için gerekli tedbirleri almayı başarırlar. Tarihi okumaktan ve yazmaktan murat, zaten başka nedir ki?”

    9,90

Tarih