Çıra Yayınları

  • Osmanlı Çağı ve Sonrası

    Bu kitapla amaçlanan her şeyden önce Osmanlı tarihi dolayısıyla günümüzü anlama ve yorumlama çabasıdır. Tarih ise, gerek malzemenin çokluğu ve karmaşıklığı, gerekse yaklaşım açılarının farklılıkları nedeniyle ister istemez asla noktalanamayacak; sürekli yeniden anlaşılması gereken ve yaşadığımız sürece de devam edip değiştiği için tüm analizleri sonuçsuz bırakan, tabiri caizse muğlak ama bir o kadar da derinleştirilmeye müsait bir alandır. Bu ülkede yaşayan her sorumlu insanın, Osmanlı toplumu ve sonrasındaki altüst oluş hakkında bir bakış açısı geliştirmesi; Batı ve Doğu dünyası arasındaki ilişkilerin, çatışma ve uzlaşmaların mahiyetini kavraması ve buradan dersler çıkarması âdeta bir vecibesidir. İnsan olmaklığımızın önümüze koyduğu bu zorunluluk, bir “bilim”den ziyade bir bilince ulaşmanın ve bunun bize yüklediği sorumlulukları yüklenmemizin de bir gereğidir. Bunun ötesinde ise Fikret Başkaya’nın “Paradigma’nın İâsı”nda zikrettiği bir Afrika atasözünde dile getirildiği gibi: “Arslanlar kendi tarihçilerine sahip olana kadar, avcılık öyküleri her zaman avcıyı yüceltecektir.”

    16,90
  • Medine Sözleşmesi

    Aydınlanmanın temel felsefi varsayımlarına göre şekillenmiş modern ve arkasından gelen postmodern dünyayı sürdürmek her zamankinden daha çok zorlaşmıştır. Ülkeler, sınıflar ve bölgeler arasında eşitsizlik giderek derinleşiyor; iç savaşlar, işgaller durmadı, mülteciler milyonları buldu; iklim ve çevre sorunları daha çok arttı: şiddet ve terör, ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı hız kesmedi; salgın hastalıklar milyarlarca insanı bir anda tehdit eder hale geldi.

    İslam dünyasının trajik durumu ortada: Din müntesipleri, mezhep taraftarları, ülkeler, etnik gruplar, yöneticiler ve yönetilenler, yoksullar ile zenginler, sivil gruplar, örgütler, kadın ve erkek birbiriyle çatışıp duruyor. Her bir grup diğerini ötekileştirme şeytanlaştırıyor.

    Krizler bizi köklü bir paradigma değişikliğine zorluyor. Özgürlüğü, ahlaki erdemleri, adaleti ve karşılıklı ihtiramı esas alan küresel bir toplum sözleşmesine ihtiyacımız var. Bunun örneğini İslam’ın Peygamberi Medine Sözleşmesi’nde bize gösterdi. Modern ve postmodern zamanda insanın kendi varlığıyla, tabiatla ve hemcinsleriyle bozulan ilişkisine çözüm bulmadan, bu kriz ortamından çıkamayız.

    Medine Sözleşmesi, Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnet ve siretinde şekillenen mucizevi işlerinden biridir. Tarihi tatbikat ve bugünkü sorunları farklı okunduğunda, İslam dünyasındaki çatışmalara ve küresel düzeyde sürüp giden insani ve sosyo politik krizlere bir çözüm arayışıdır.

    9,9012,90
  • Davet Yolunda Bir Siyah Bir Beyaz

    Sıra dışı iki insan…
    Bir siyah… Bir beyaz…
    Bir erkek… Bir kadın…
    Bir engelsiz… Bir engelli…
    Biri motosikletli… Diğeri tekerlekli sandalyede…
    Biri mühtedi… Diğeri bildiğimiz Müslüman…
    Biri Afrika’da… Diğeri Avrupa’da…
    İki şahit… İki davetçi… İki dertli… İki dava delisi… İki adanmış… İki seferi… İki süvari…
    Nevi şahsına münhasır iki şahsiyet…
    Her birimizin zihnini uyaracak, kalbini titretecek, ruhunu diriltecek; iki nurlu sima, iki Rabbani öykü…
    Modern dönemlerin iki duru ve diri davetçisinden bahsediyorum. Yalın ve yalnız ama yılmaz ve yorulmak nedir bilmez iki yüreğin yürüyüşünü paylaşmak istiyorum.
    Maskesiz, makyajsız… İmaj ve prestij derdi olmayan… Safvetin ve samimiyetin simgesi olan iki isim… Bu iki isim aslında birer kişi değil adeta birer simge…
    Yabancılaşmaya direnen, temsil ve tebliğ gücü yüksek iki yürek…
    Musa Bangura ve Gülseren Gümüş…

    4,90
  • İhlas Çağrısı

    İslami ve insani değerlerin, duyarlılıkların hızla aşındığı bir zaman diliminde yaşıyoruz… Toplumlar yönsüzlük girdabına sürükleniyor… Maddi ve fiziki gereksinimleri giderilen insan, “kutsal” olandan, “ilahi” olandan, “metafizik” olandan koparılıyor… Ve insan savunmasız… Özünden kopan… Başkalaşan, kendi olmayan birey, yabancılaşma sürecinde güvensiz.. Gönülsüz.. Yalnız ve soğuk… Kuşkulu ve doyumsuz… “Gönül” ve “güven” yıkıma uğradı… Akıl ve güç kutsandı…

    İnsanoğlu ürettiği teknolojinin esiri… Sıcak ve samimi dünyaların yerni sanal dünyalar aldı… Yapay duruşlar… Mekanik ilişkiler… Dijital bir yaşam… Bencil duygular… Fırsatçı bakışlar…çıkarcı hesaplar… Çağdaş insanın yaşam felsefesi…

    5,90
  • Hz. İbrahim’in Ayak İzlerinde Ortadoğu

    Dini, dili, mezhebi ne olursa olsun, Ortadoğu’da yaşayan Arap, Pers, Azeri, Kürt, Türk, Ermeni, Maruni, Kıpti, Süryani, Ezidi, Sünni, Şii, Alevi.. herkes yeni bir Ortadoğu için el ele vermelidir. Tıpkı Avrupa Birliği gibi bir üst ‘Ümmet’ projesine ihtiyaç var.

    Nasıl ki Avrupa Birliği kendi içinde aynı kültüre sahip onlarca inanç, dil ve mezhebi barındıran Judeo-Grek-Hristiyan bir ‘Ümmet’ projesi ise Ortadoğu’da yaşayan Arap, Pers, Azeri, Kürt, Türk, Ermeni, Maruni, Kıpti, Süryani, Ezidi, Sünni, Şii, Alevi… Herkesi içine alan; Ortadoğu’nun kendi tarihi ve medeniyetine dayanan yeni bir ‘Ümmet’ projesi. Çatısı hukuk olacak bir proje. Sözün özü; Ortadoğu’ya ya barış ve kardeşlik egemen olacak veya Allah göstermesin kıyamete kadar kan akmaya devam edecektir. Amerikalı Thomas Freidman’ın ‘Ortadoğu’yu tartışmaya başlayınca insanlar geçici bir süre için delirirler’ sözü müthiş! Cenab-ı Allah akıllarımıza mukayyet olsun! Allah dostu İbrahim Halil’in Çocukları’nın; onun bereketli sofrası etrafında; en kısa bir zamanda kardeşçe toplanmaları dileğiyle…

    10,90
  • Göçün ve Kentin Siyaseti & MNP’den SP’ye Milli Görüş Partileri

    “Göçün ve Kentin Siyaseti -MNP’den SP’ye Milli Görüş Partileri-” başlığı altında 1969’da Prof. Necmettin Erbakan liderliğinde Milli Nizam Partisi (MNP)’yle başlayıp, bir koluyla Saadet Partisi (SP)’yle devam eden, diğer koluyla AK Parti’yle peşpeşe iki defa iktidar olan siyasi çizginin hikayesini konu edinir. Bu kitapta sosyolojik temel gelişmeler takip edilerek Milli Görüş hareketinin Türk siyasetini ve Türk siyasetinin Milli Görüş partilerini nasıl etkilediği anlatılmaya çalışılmıştır. Türkiye’nin yaşadığı tecrübe hem İslam dünyası için önemli bir kaynak hem “Batı-dışı modernleşme” için yol gösterici bir zenginliktedir.

    9,90
  • Kürt Sorunu Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik

    Kürt Sorunu… Ülkemizin kanayan yarası… Sadece son 30 yılda 40 binden fazla cana mal oldu, binlerce köy boşaltıldı, milyonlarca insan yerinden oldu. Onlarca söz söylendi, kararsız bazı adımlar atıldı, ancak yeterli irade gösterilemedi, çabalar yarım kaldı.

    Kalıcı ve gerçekçi çözüm bambaşka bir perspektif gerektiriyordu çünkü. Bölgenin hemen her karışını bilen ve hayatını bu sorunun çözümüne adayan ünlü Kürt aydını Altan Tan yılların birikimini kaleme aldı.

    Altan Tan düşünce ve siyaset dünyasının aşina olduğu bir isim. 12 Eylül sonrasında insanlık dışı muamelelerin adeta karargâhı durumuna gelen Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde gördüğü işkence sonrasında hayatını kaybeden babası Bedii Tan’ın acısı belki de Güneydoğu ve Kürt sorununa farklı bir gözle bakmasına yol açtı.

    Türkiye’deki muhafazakâr ve dindar hareketlerin Kürt Sorununa ısrarla uzaktan ve resmi görüş çizgisinden bakmaları Altan Tan’a göre sorunun kangren hale gelmesinin en önemli sebeplerinden biri. 1991 seçimleri öncesinde Güneydoğu’da ciddi bir destek devşirmiş, ümit verici bir zemin yakalamış olan RP’nin MÇP ile ittifaka girmesi sebebiyle ciddi bir fırsat kaçırılmış oldu. Oysa yazara göre sorunun çözümü tam da buradan, İslami anlayıştan neşet edebilir; İslam dini içindeki ümmet anlayışı, tüm milletlerin dilsel ve kültürel haklarını koruma altına alan barışçıl yorumuyla sadece bizim ülkemizin değil, tüm bölgenin etnik problemlerini çözebilirdi; ve hâlâ da çözebilir.

    Altan Tan geç kalmış bir Kürt ulusalcılığına da mesafeli duruyor. Bir yüzyıl öncesinin gözde kavramlarının bugünkü koşullara uygulanmasını gereksiz ve Kürt halkını geriye götürecek bir çaba olarak görüyor. Bununla birlikte Kürt ulusalcılığının kapsamlı bir tarihçesini vermekten de geri durmuyor.

    600 sayfayı aşkın bir kaynak kitap hüviyetindeki çalışma Türkler ve Kürtler arasındaki ilk münasebetlerden Osmanlı dönemindeki özerk yapılanmaya, Kürt edebiyat ve folklorundan isyanlarına, II. Meşrutiyet’in Kürtler nezdinde ki etkilerinden İttihat ve Terakki yönetimine, Cumhuriyet dönemi olaylarına, Kürtlerin Türkiye’deki sağ ve sol düşünce içinde siyaset yapma biçimlerinden İslami bir Kürt hareketinin mecra bulma imkânına, “federasyon mu, bağımsızlık mı, yoksa demokratik Cumhuriyet’te entegrasyon mu?” tartışmalarına uzanan kuşatıcı bir inceleme sunuyor.
    devamını oku

    10,90
  • Değişen Ortadoğu’da Kürtler

    Tunus’ta alevlenen; Mısır, Yemen, Libya, Bahreyn ve Cezayir’i de saran değişim yangınının tüm bölgeye sirayet etmesi kaçınılmaz.
    Bugün tartışılan, değişimin olup olmayacağı değil, nasıl ve ne şekilde olacağı, değişim sonrası kimlerin iktidara geleceği ve ne şekilde bir düzen kurulacağı.
    Yeni Ortadoğu Federasyonu start almıştır.
    Ortadoğu’da İstanbul-Kahire-Şam-Bağdat-Diyarbakır-Erbil eksenli entegrasyon hızlanacak, ekonomik ve kültürel cazibe merkezi İstanbul olan Ortadoğu Federasyonu gerçekleşecektir.
    Türkiye, Ortadoğu başta olmak üzere tüm İslam dünyasını etkilemekte, bir başka yönden de mevcut gelişmelerden kendisi de etkilenmektedir.
    Ancak Türkiye’nin en büyük açmazı Kürt sorunudur.
    Kürtlerle birlikteliği ve Kürtlerin desteğini sağlayamayan bir Türkiye’nin değil Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Habur’dan öteye gitmeye bile gücü, mecali ve takati kalmayacaktır.
    Kürtler coğrafi, siyasi, ekonomik ve kültürel olarak bu entegrasyonun kavşak noktasındadır. Merkezdeki bir rahatsızlık tüm entegrasyonu allak bullak edecek, riske sokacaktır.
    Kürtlerin Türklerle bin yıldır olduğu gibi yine birlikte yaşamak istedikleri Kürtler tarafından hemen her fırsatta dile getirilmektedir.
    Ancak Kürtler, bundan sonra artık kimliksiz ve statüsüz yaşamak istemediklerini de hemen her fırsatta dile getirmektedirler.

    6,90
  • En Uzun Yüzyıl

    Sıkça tekrarladığım bir gözlemim var.

    Bugün Ortadoğu’da; Libya’dan Suriye’ye; Mısır’dan Irak’a, Filistin’den Yemen’e kadar 21. yüzyılın başlarından itibaren
    yaşamakta olduklarımız, bir asır önce 20. yüzyılın başlarında yaşadıklarımızın, neredeyse birebir aynısı.

    Tarih, acımasızca bir kez daha tekerrür ediyor ve biz, bir kez daha; geçmişte yaşadıklarımızdan hiçbir ders çıkarmamış
    kişiler olarak aynı yanlışları bilmem kaçıncı kez tekrar tekrar işlemeye devam ediyoruz.

    Geçmişi bilmeden bugünü anlamak, bugünü anlamadan ise doğru bir gelecek kurmak mümkün değil.

    Elinizdeki bu kitapta sizlere, elimden geldiğince İslam Dünyası ile dünya düzeninin dününü ve bugünü anlatmaya ve gelecekle ilgili öngörülerimi paylaşmaya çalıştım.

    Ve bir kez daha Mekke kurtarılmadan, Kudüs’ün kurtarılmayacağını haykırmak istedim.

    7,90
  • Allah Adına Yönetmek

    Maide Suresi’nin;

    “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide:44)

    “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Maide: 45) “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Maide: 47) ayetleri; açık ve net bir şekilde ‘Kamusal alanın’ da Allah’a ait olduğunu bildiriyor.

    Kuran-Kerim; kısaca ‘HÜKÜM ALLAH’INDIR’ diyor. Bir Müslüman için “Hüküm’ tabii ki Allah’ındır. Bunda kuşku duyulacak ve tartışılacak bir durum yok

    Ancak bu kabulden sonra cevaplandırmamız gereken çok önemli sorular var: Her türlü şekil ve mekandan münezzeh olan Allah; haşa yeryüzüne inerek yöneticilik yapmayacağına göre, Allah adına yeryüzünde kimler yönetici (Emir, halife, sultan, padişah, cumhurbaşkanı…) olacak ve bu yöneticiler nasıl hükmedecektir? Bir başka ifade ile Allah’ın yetkilerini kimler kullanacak ve nasıl uygulayacaktır? Müslümanlarla, Müslüman olmayanlar bir arada ve barış içinde nasıl yaşayacaklardır.?

    7,90
  • Tarih Toplum ve Gelenek

    Aktüel dünyamızı büyük ölçüde meşgul eden çok sayıda siyasî, sosyal ve iktisadî meselenin 19. yüzyılda şekillenen tarih ve toplum felsefelerinden beslendiği görülür.

    Çok sayıda Müslüman müellif ve özellikle bilim adamı söz konusu felsefelerden habersiz olarak araştırmalarını yaparlarken İslâm’a ait olmayan bir kültür ve felsefenin kavramsal çerçevesini kullanmaktadırlar. Rahatlıkla Müslüman müelliflerin de “toplumsal gelişme” kavramına bağlı kalarak “ilkel dönemler”den veya tarihin “ilerleme şeması”ndan bahsettiklerini görmek mümkün.
    Bu çalışmada tarih, toplum, kültür, medeniyet ve gelenek gibi anahtar terimler ele alınarak İslâm ve batıda gelişen farklı tarih ve toplum felsefeleri arasındaki farka değinildi.

    Sosyoloji, antropoloji ve medeniyet tarihi gibi disiplinlerin ilgi sahasına giren bu türden konular ilk defa ve bu bağlamda eleştirel bir açıdan ele alındı.
    devamını oku

    5,90
  • Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı

    Kur’an müminler için bir rehber, bir klavuz ve gönüllere şifadır. Kur’an, şüphesiz kelimenin en geniş anlamıyla ilahi mesajı bütün insanları muhatap alan bir Hidayet, Allah’tan bir öğüt ve hatırlatma Mev’ıza ve zikir, doğruyu yanlıştan, hakkın batıldan ayıran Furkan, yol gösterici ve aydınlatıcı bir nur, rahmet ve bir Şifa’dır. Tirmizi’nin Süneni’nde yer alan bir Hadis’te buyrulduğu gibi: İçinde Kur’an’dan bir şey bulunmayan kimse harab olmuş bir ev gibidir.
    Entelektüel birikimi ve yazdığı kitaplarla ufkumuzu açan Ali Bulaç’ın hazırlamış olduğu Kur’an Meali metinli, cep boy ve 605 sayfadan oluşmaktadır.
    7,90
  • İslam Dünyasında Düşünce Sorunları

    İslâm dünyasının çağdaş düşünce sorunları nelerdir? Bu sorunları doğru anlamak ile modern dünyanın İslâm olgusunu kavrayıp anlamak arasında dolaysız bir bağ vardır. Bu kitabın amacı, giderek önemini ve ciddiyetini artırmakta olan bu konuya belli bir açıklık getirmektir.
    Ancak oldukça güç ve karmaşık bir konuyla karşı karşıya olduğumuzu belirtmeliyiz. Bunun başta gelen nedeni, çağdaş Batı kültürünün genelde “din” olgusuna yüklediği yanlış ve çarpık anlam ile İslâm toplumunun, deyim yerindeyse bir tür başkalaşıma uğratılmasıdır.
    İslâm düşüncesinin bugünkü durumunun doğru kavranabilmesi için, 1400 yıllık gelişmesinin ve özellikle 19. yüzyılda boy atıp günümüze kadar etkisini sürdüren İslâm anlayışlarının da genel hatlarıyla belirtilmesi gerekir. Bunu göz önüne alarak, bu yüzyılın başından günümüze kadar etkisini gösteren İslâmî düşünüş şekilleri genel hatlarıyla anlatıldı.

    6,90
  • İnsanın Özgürlük Arayışı

    Albert Camus, “Dünya anlamsız, insan saçmadır”; Jean-Paul Sartre, “İnsan beyhudedir” diyor. Michel Foucault ise insanın ölümünü ilan ediyor. İnsan gerçekten mümkün değilse, onu kim bu kadere mahkûm etti? Ali Bulaç, modern insanın özgürlük sorununa İslâmi bir bakış açısı sunarken, iletişimle küçülen bu dünyanın sistemleştirilmiş insanını da eleştiriyor. İnsanın varoluş çabasının saçma ve beyhude olup olmadığını tartışıyor. Peki, insan gerçekten mümkün mü? Mümkünse özgürlüğü de mümkün mü? Modern insanı özgürlüğe götürecek bir yol gerçekten var mı?Modern dünyanın karmaşık toplumsal ilişkileri içerisindeki insanın dramını ele alan İnsanın Özgürlük Arayışı, ehlileşme ve kapatılmanın hangi süreçlerden geçerek mutlaklık kazandığını irdeliyor. Modern tıp, sosyoloji, psikoloji, felsefe, sanat ve ateizm… Bunların hiçbirinin insanın özgürlük arayışına katkıda bulunmadığını söyleyen Ali Bulaç, insanın özgürlük sorununu farklı bir düzlemde ele alıp insanın ve özgürlüğünün mümkün olduğunu göstermeye çalışıyor.

    4,90
  • İslam’dan Korkmalı mıyız ?

    İslam’ın “fanatizm” ilişkilendirilmesi 1990’lı yıllara özgü bir çaba olduğu görülür. Bunun pek inandırıcı bir imaj üretimi olmadığı anlaşılınca, fanatizm yerine “fundamentalizm” ikame edilmeye başlandı. Entegrizm, radikalizm ve Siyasal İslam bunun eşliğinde ele alındı. 21. yüzyılın başlarından itibaren Batı medyası “İslami terör” ve arkasından “İslamofobi”yi öne çkıkardı. Belli politik amaçlarla icad edilmiş tanımlamalar gelip geçicidir, ancak kavramlar kalıcıdır. Bu açıdan İslam’ın hiçbir şekilde kendileriyle bir araya gelmesi mümkün olmayan bu kavramlarla bir araya getirilmesi üzerinde durulması gereken bir konudur. Elinizdeki çalışma bu konuyu ele almaktadır.

    6,90