İlhan Kurt

İlhan Kurt, Edebi Eserler, Edebiyat, İslam kategorilerinde eserler yazmış bir yazardır. Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Araf, Ayasofya'nın Gözyaşları, Karınca Nefesi, Kül ve Köz, Yirmi Bir olarak sayılabilir. İlhan Kurt kitapları; 3 Çivi Yayınevi, Mgv Yayınları, Venüsya Çocuk Kitaplığı aracılığıyla kitapseverlerle buluşmuştur. İlhan Kurt tarafından yazılan son kitap "Yirmi Bir", Mgv Yayınları tarafından okurların beğenisine sunulmuştur.

  • Yirmi Bir, Bir Fetih Romanı

    “Genç Sultan’ı yakından tanırım. Kalbindeki surları paramparça ederek iç fethini küçük yaşlarda tamamlamış bir gönül eridir. Onu, Konstantiniye’yi almak isteyecek kadar cesur yapan budur. Unutmayın ki iç fetih insanı Rabbinden başka herkese karşı korkusuz yapar. Ben Bizans surlarının üstünde dalgalanan Osmanlı sancağını şimdiden görebiliyorum. Kulağıma Ayasofya’da okunacak ezanların nidası ulaşmaya başladı bile.”

    7,439,90
  • Karınca Nefesi

    Nedir bu telaşın, böyle nefes nefese nereye?
    Ateş büyük, çok büyük, yayılmış her yöreye
    Neyin ateşi bu söylesene?
    Zulmün ateşi, bâtılın dinmek bilmeyen ateşi!
    Zulmün en şiddetli anında, herkesin güçlüden yana olduğu bir zamanda, mazluma can üflemek de­mektir karınca nefesi.
    Bütün zenginlikleri elinin tersiyle itip, Hak uğruna bir kırıntı ekmeğe muhtaç Mus’ab olabilmektir. Doğruluktan şaşmama uğrunda, yapayalnız ölmeyi göze alan Ebu Zer olabilmektir.
    Sümeyye olabilmektir, işkenceler karşısında “Allah!” diye haykıran. Uhud’ta şehit oğlunu, babasını ve eşini gösterdiklerinde; “Bana Allah Rasûlü’nden haber verin, o sağ mıdır?” diye bağıran Sümeyra olabilmektir.
    Cesaret ister, özveri ister, sadakat ister karınca nefesi. Çile demektir, hüzün demektir, acı demektir karınca nefesi.

    2,933,90
  • Ayasofya’nın Gözyaşları

    Esaret altında bir şehir,
    Gülhane Parkı’ndan yola çıkıp Alemdar Caddesi’nden yukarıya doğru sert ve hızlı adımlarla yürüyen bir Fransız taburu At Meydanı’na varınca Ayasofya Camisi’nin avlusuna açılan kapıya doğru yöneldi. Kapının önüne gelince sert bir emirle durdu. Fransız komutan kararlı bir ses tonu ile kapıda nöbet tutan askere seslendi:
    Acele burayı boşaltmalısınız alınan karar doğrultusunda bu kiliseye biz yerleşeceğiz

    Mefkuresini her şeyin üstünde tutan bir imam Ömer Hoca:
    Esaret altındaki Ayasofya’nın Sultanahmet’in duvarlarında yankılanan inlemeleri dağlar yüreğimi. Ayasofya’nın gözyaşları dökülür kalbimin orta yerine. Minarelerin hıçkırıkları yüreğimi dağlar. Diz çöker orada dakikalarca ağlarım onlarla beraber, ağlamayı unutmuş milletimin yerine.

    Aşkı ile idealleri arasında sıkışan bir genç Yasin,
    “Seni tanıyalı yönüm, yolum şaştı. Seni tanıyalı günüm, gecem karıştı. Seni tanıyalı rüyam ile hülyam çatıştı. Ekmeğime ballı zehir karıştı. Ölümle canlılık iç içe geçti bende. Bedenim yaşarken ruhum öldü sanki. Ah be yangın! Yok muydu tutuşturacak onca yat, kat ve konak geldin de bu viraneyi tutuşturdun? Ah be aşk yok muydu ki yıkacak onca dertsiz ve gamsız gönül vardın bu aşiyanı yıktın!”

    5,90
  • Araf

    Ârâftayım
    Zeytin gölgesinde serinlese de günahım;
    Bilirim ki Sekar vurunca, işe yaramaz gölgeler.
    Alevler körükleyen ateşli ahım,
    Maden gibi eritirken semayı
    Yetim başı okşayan elim olacak silahım.
    Oysa şimdi avuçlarındayım,

    Bir aşk kalesinin burçlarındayım.
    Sal beni,
    Kızıl alevler almadan;
    Hesap mahşere kalmadan
    Sal beni Hazeran,
    Sal…

    Ortasındayım, tandan çok uzakta gün ortasında;
    Alevin, közün ve gözün sultasında.
    Araftayım
    Sol ayağımı yalar Cehennem alevi.
    Kime ne diyeyim,
    Bendim emziren o azgın devi.
    Sağ elim Reyyan kapısında Cennet’in,
    Araftayım, adı bu olsa gerek cinnetin!
    Uzanıyorum varamıyorum,
    Kilitli dudaklarım yalvaramıyorum!
    Naçar kelimeden dil…
    Bilemedim benden daha mı masum Kabil ?

    4,90