Yeditepe Yayınevi

  • Son Kızılbaş Şah İsmail

    Bir yaşında yetim, altı yaşında şeyh, on dört yaşında hükümdar, Kızılbaşların Şahı, Safevî Devleti’nin kurucusu, Ebu’l-Muzaffer, Mürşid-i Kâmil, Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi, Hataî… Kısacık bir ömre sığdırılan büyük bir tarih. Şeyhlikten şahlığa doğru uzanan çetin mücadele… Baş döndürücü zaferlerin ardından gelen Çaldıran yenilgisi. Kızılbaş Türkmenlerin şeyhlerini şah yapmak için giriştikleri mücadeleler… Bir inanç hareketinin devletleşmesi, biçim değiştirmesi, farklılaşması… Dinin siyasallaşması; devletin dinin hizmetine alınması, dinin devletin dayanağı haline gelmesi. Tarihten güncele doğru inanılmaz benzerlikler… XVI. yüzyılın başlarında İran’da kurulan yeni devlet, tarihin akışını değiştirdi. Devletin kurucuları olan Kızılbaş Türkmenler aynı zamanda onun kurbanıydılar da. Şah’ın emirlerine kayıtsız-şartsız itaat ettiler. Bir yanda Şah’ın otoritesini kurmak, diğer yanda ülkenin sınırlarını korumak ve devleti ayakta tutmak için canlarını verdiler. Bazen onlar Şah’a hakim oldular, bazen de şah onlara. Bu kitapta Şah İsmail ve Kızılbaş hareketi orijinal kaynakların ışığında inceleniyor. Bilinenin aksine bambaşka bir Şah İsmail portresi çıkıyor.
    devamını oku

    6,90
  • Türk Tarihinde Liderler

    Dünya tarihine adını yazdırmış birçok Türk lider vardır. Bu büyük liderler tarihe damga vurarak olayların seyrini değiştirmişlerdir. Dünyadaki dengelerin yeniden kurulmasını sağlayarak bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına da sebep olmuşlardır. Başarıları ile adlarından söz ettiren bu liderler; yönetim anlayışları, stratejileri, zekaları yüksek cesaretleri, yaratıcı düşünce yapıları ve kişisel özellikleri ile de dikkatleri çekmeyi başarmışlardır.
    Bu kitapta, Motun Tanrıkut’dan Atatürk’e kadar Türk tarihindeki liderlerin hayatlarını, başarılarını ve önemli özelliklerini konu eden makaleler yer almaktadır. Bu mütevazı çalışma ile çok değerli uzmanların birikimleri neticesinde Türk tarihinin önemli liderleri hem yad edilmiş hem de tarihe bir kez daha not düşürülmüş olunacaktır. Şüphesiz, Türk tarihindeki liderler bu kitap çerçevesinde ele alınan kadar değildir; ancak kitapta bu kadarına yer verilebilmiştir.

    Bu kitapta, Abdrasul İsakov, Abdulkadir Özcan, Ahmet Taşağıl, Ali Ahmetbeyoğlu, Bihter Gürışık Köksal, Cemal Zehir, Cezmi Eraslan, Cihan Piyadeoğlu, Erhan Afyoncu, Erkan Göksu, Gülseren Ceceli Dursun, Hayrunnisa Alan, İlyas Kemaloğlu, İzzetullah Zeki, Konuralp Ercilasun, Kürşat Yıldırım, Mehmet Ersan, Necati Avcı, Okan Yeşilot, Osman Gazi Özgüdenli, Osman Sezgin, Ömer Soner Hunkan, Tufan Gündüz ve Vahdettin Engin’in makaleleri yer almaktadır.

    9,90
  • Bozkırın Efendileri Türkmenler Üzerine Makaleler

    “Oğuz ili göçünü çekip yürümediğin yol var mı? Evini tutup oturmadığın yurt var mı?” diyor bir Türkmen atasözü. Hakikaten Orta Asya bozkırlarından Anadolu yaylalarına kadar Türkmenlerin yurt kurup oturmadıkları yer, at sürüp geçmedikleri yol, hayvanlarını otlatmadıkları yayla, suyundan içmedikleri ırmak neredeyse yok. Türkmenler, bozkırın taş, toprak, su gibi bir parçası.

    Türkmenler, bozkır imparatorluklarının da kurucuları. İran’da, Irak’ta, Azerbaycan’da, Anadolu’da kurulan devletlerin tamamı Türkmenlerin eseri. Bu devletlerin sadece kurucu unsuru değil aynı zamanda ordusu, halkı, vergi vereni veya isyancısı da. Bazen “savaş makinesi” bazen de “vergi ünitesi”, ama her durumda bozkırın efendisi: “Beylik, her zaman Türkmenlik ve Yörüklük edenlerde kalsın” diye.

    Elinizdeki kitap, Türkmenlerin tarih sahnesine çıkışından Anadolu’daki siyasî, sosyal ve ekonomik durumlarına kadar pek çok konuyu ele alıyor.

    6,90
  • Yavuz Sultan Selim Romanı Bedel Taht-ı Ali Baht-ı Osmanı

    Yıl 1510…
    Şah İsmail’den gelen bir hediye Osmanlı tahtını sarstı.
    Yavuz Selim, Korkut ve Ahmet taht için kavgaya tutuştu. Yaşananlar taht kavgası değil baht kavgasıydı, bir ölüm kalım meselesiydi. O kadar korkunçtu ki her şey galip olan da kaybediyordu, mağlup olan da.
    Aslanların hikâyesini iyi bilen sultan olacaktı.
    Oğulları tahtına göz dikmişken Sultan Bayezid’in yerinde
    olmayı kim isterdi?
    Peki bu kavganın içindeki şehzâde olmayı kim isterdi?
    Osmanlı tahtına oturmanın bir bedeli vardı.
    Bedel ödemeye hazır olan şehzâde kimdi?
    6,90
  • O’nun Yolunda Biz

    İslam dünyasında hakkında en çok eser yazılan kişi olmasına rağmen Hz. Muhammed hakkında yazılacak her şey eksiktir. Medeniyetimiz ona vahyedilenler üzerine inşa edildi. Onun kişiliğinin tüm Müslümanları çepeçevre kuşattığından, güçlü bir karakter verdiğinden şüphe yok.
    Bu yüzden biz şimdi onu yeniden hatırlatmak istiyoruz. Ola ki unutulmuş olanlar varsa hatırlansın diye.

    5,90
  • Kur’an ve Kılıç Türkler Nasıl Müslüman Oldu?

    Türkler kılıç zoruyla mı Müslüman oldular? Yoksa Allah’ın hidayetiyle mi?
    Ya da bu ikisinin dışında bir kültür değişmesi mi yaşandı?
    Satuk Buğra Han mı İslam’ın öncüsüydü? Yoksa Deli Dumrul mu?
    Kuteybe b. Müslim mi başarılıydı, yoksa  Sulu Kağan mı?
    Tartışmaya bu sorularla başlamak tarihi olayları değerlendirme imkanını ortadan kaldırıyor ama Türklerin eski dinlerini bırakıp, Müslüman oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Maveraünnehr’de yükselen kılıç şakırtıları yerini ezan sesine bırakalı neredeyse 1000 yıl oldu.
    Elinizdeki kitap Türklerin İslamiyet’e girişini, genel tartışmaların uzağında tarihi olayları eğip bükmeden, tarihte intikam veya rekabet sahası yaratmadan anlatıyor.

    5,90
  • Göktanrı’nın Gölgesi Oğuz Kağan

    Oğuz Kağan Destanı, en eski iki destanımızdan birisi olmasının yanında Oğuznâmeler içerisinde en ihtişamlısı olanıdır.

    Okurken her satırından, hatta her kelimesinden ayrı lezzet aldığımız; millî duygularımıza hayat veren, bizi destanlar çağına alıp götüren Oğuz Kağan Destanı’nın biri Uygur harfli diğeri Farsça kaleme alınmış iki önemli kaynağı vardır.

    Esasen Oğuz Kağan Destanı deyince hemen hepimizin aklına Uygur harfli metin gelir. İslâmiyet tesirinden uzak bu metin şiir şeklindedir ve metin başından, ortasından, sonundan eksiktir.

    Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı oldukça bilinir olmasına rağmen, maalesef Farsça kaleme alınmış Oğuz Kağan Destanı’nın bilinirliği çok sınırlıdır. Nedendir bilinmez Oğuz Kağan Destanı’nın bu versiyonu bir nev’i üvey evlat muamelesi görmüş gibidir!

    Türk Milleti’nin her yitik edebî hazinesini gün yüzüne çıkarıp özellikle gençlerimizin istifadesine sunmayı kendisine vazife edinmiş birisi olarak Farsça yazılmış Oğuz Kağan Destanı’nı modern bir romana çevirmeye karar verdim. Elinizdeki tarihi roman böylelikle ortaya çıktı.

    Bu yeni Oğuznâme artık sizlere, Türk Milleti’ne emanettir.”

    5,90
  • Oğuz Kağan Destanı

    Oğuzların kurucu atası, sayısız kahramanlıkları olan cihangir ve fatih, tecrübeye güvenen, nasihat dinleyen mütevazı bir hükümdar…
    Olağanüstü varlıklarla mücadele eden bir kahraman yerine devlet kuran, ülkeler fetheden, müşküle düştüğünde etrafına danışan, ülkenin birliği için kaygılanan, disiplinli, dürüst, ahlâklı, yiğit bir hakan… Bir destan kahramanı olmaktan çok, Türk tarihinin yükünü omuzlarına alan manevi bir şahsiyet…
    Çin, Hindistan, İran, Mısır, Anadolu ve Deşt-i Kıpçak’ın fatih hükümdarları Oğuz Kağan’ın şahsında birleşirler. Bundan dolayı onun destansı hayatı, olağanüstü gösterilerden arındırılarak tarihî olay örgülerine ve sade bir hayata dönüşür.

    5,90
  • Dede Korkut Destanları

    Kudretli Oğuz beyleri asla yalan söylemezlerdi. Uykuları ağır olur, yanlarında kara kılıç şakırtısı olsa yine uyanmazlardı. Savaşmak, dövüşmek, avlanmak, bahadırlık göstermek âdetlerindendi. Yiğitlik yapmadan ad alamazlardı. Deli Dumrul, Azrail’e meydan okur; Basat, Tepegöz’ü devirir, Uruz babasını kurtarmak için yollara düşerdi. Bamsı Beyrek’in yüzü pe-çeli, Burla Hatun’un boyu uzun, Banı Çiçek’in kara gözleri çekikti. Dedem Korkut derler bir er vardı; Oğuz’un bilicisiydi, gaipten türlü haberler söylerdi. Ne vakit Oğuz’un içine gelse; bu dediğim kudretli yiğitlerin destanını anlatır, benden sonra alp ozanlar söylesin, gazi erenler dinlesin, derdi. Sarayda, divanda, dergâhta, mecliste ve meydanda Dede Korkut okunur, söylenir, dinlenirdi.Şimdi yine okulda, evde, kapıda, yolda, yolakta alp ozanlar okusun, gazi erenler dinlesin, kimse elinden düşürmesin, ta kıyamet oluncaya dek.

    6,90
  • Timur Yıldızların Bahtına Hükmeden Son Cihangir

    Emir Timur…
    Sahipkıran…
    Yıldızlar onun bahtına güldü, o yıldızların da efendisi oldu.
    Siyaset ve askerlik zordu o doğduğunda.
    Adalet ve zulüm ikiz kardeş gibiydi gençliğinde.
    Merhamet ve sevgi yaşlılığının alın yazısıydı.
    Tarihçiler onu bazen zalim, bazen adil yazdılar, bazen merhametli bir sultan olarak göründü ahalinin gözünde, bazen korkunun kendisi.
    Küçük bir köyden, cihan hükümdarlığına giden yolda cihangir diye anıldı. Benzersiz bir yönetme gücü vardı. Akıllara durgunluk veren savaş stratejileri…
    Bu kitap Türk tarihinin en büyük kahramanlarından biri olan Emir Timur’a dair gerçekçi bir ufuk sunmayı hedefliyor. Orijinal kaynakları yeniden ele alıp, yeni bir nefes kazandırmaya gayret ediyor.

    6,90
  • Tarih Bizi Çağırıyor

    Bu çağrı tarihin derinliklerinden geliyor ve tarihin içinde doğan bir neferi çağırıyor.
    Tarihin çağırdığı bu nefer; uzun savaşlardan, soğuktan, fırtınadan, yoksulluktan, kıtlıktan, sıtmadan çıktı. Bu nefer tam da tükendik dediğimiz ve büyük bir umutla yeni bir Kızılelma aradığımız yerden doğdu.
    O, vatanın hem sahibi, hem varisi, hem geçmişi, hem geleceğidir. Umutsuzluğa düşülen her yerde bir teselli gibi görünür. Vefalıdır, beklenildiği yere gider. Tarihi kuran da bu neferdir, tarihin çağırdığı da.
    Bazen o tarihi sürükledi, bazen de talihi onu.
    Sırası yine geldi, tarih yine onu çağırmaya başladı.

    6,90
  • Osmanlı Devleti’nde Askeri İstihbarat

    İstihbarat ve istihbarat tarihi denince ilk akla gelenler gizli haber toplama faaliyetleri, insan istihbaratı, casusluk, karşı casusluktur. Devletin ülke içi ve dışında kendine tehdit gördüğü rakip devlet, kurum ve kişileri takibi veya onların yürüttüğü istihbarat çalışmalarına karşı koyma faaliyetleri. Oysa istihbarat sadece gizli kaynaklara dayanmaz, sadece haber toplamaktan ibaret değildir ve istihbarat çalışmalarına sivil alandan çok askerî harekâtta ihtiyaç duyulur.
    Avrupa’daki önde gelen devletlerle aynı zamanlarda dış temsilciliklerine askerî ataşe kadroları açan Osmanlı Devleti, 1860’lardan itibaren gizli haber toplamaya dayalı ve geçici statüdeki casusluktan açık kaynak ağırlıklı haberlerin analizine dayalı pozitif istihbaratı benimser. İnsan istihbaratı ve gizli haber toplama çalışmaları sonlanmasa da, artık merkezde olan stratejik seviyedeki askerî tehditleri değerlendirmeye elverecek veri bankalarının doldurulmasıdır. karar verme süreçlerine destek olmaya başlar.

    Doğrudan Osmanlı belgelerine dayalı bu çalışmada; Osmanlı Genelkurmayı ve yurtdışı askerî istihbarat ağının kendisi için yakın tehdit gördüğü devletlerin ordu ve donanmalarını nasıl izlediği, alınan haber ve bilgilerin stratejik karar alıcılarca nasıl değerlendirildiği, Balkan devletlerinin Osmanlı’ya karşı birleşik saldırı planları ile Rusların İstanbul’a İtalyanların Trablusgarp’a çıkartma projelerinin yıllar öncesinden nasıl takip edildiği soruları da cevaplanmaktadır.

    7,90