İslâm Araştırmaları Merkezi

  • Fıkıh Usûlü Araştırmaları

    İnsan davranışıyla ilgili dinî hükmün kaynaklarını, bu kaynaklardan hüküm çıkarmanın yollarını, hükmün mahiyetini ve ictihadın kurallarını inceleyen fıkıh usûlü, İslâmî ilimlerin önderidir. Çünkü dini anlamanın ve onun adına konuşmanın hem yöntemini belirleyen hem de yetkisini veren ilim, fıkıh usûlüdür. Öyle ki, fıkıh usûlü bilinip kavranmadan ne Kur’ân-ı Kerim tevil edilebilir ne Hz. Peygamber’in hadis-sünneti tespit edilip anlaşılabilir ne yeknesak bir inanç esasları dizgesi oluşturulabilir ne derûnî-vicdanî hissiyat ve içsel dinî tecrübe disiplin altına alınabilir ne de tutarlı ve ana kaynaklarla uyumlu bir düşünce sistemi kurulabilir. Böyle bir öneme sahip olan fıkıh usûlü ilmi, dinî-hukukî hükümlerin fıkıh mezhepleri eliyle olgunlaşmasından sonra ortaya çıkmış, dolayısıyla geçmişte olup biteni yöntemsel açıdan açıklamaya çalışan ve yüzü geçmişe dönük olan bir ilim değildir. Eğer hayat devam edecek ve buna bağlı olarak dini anlama, kavrama ve hayata aktarma eylemleri söz konusu olacaksa, fıkıh usûlü de işlevini sürdürecek demektir. Elinizdeki kitap, böyle bir öneme sahip olan fıkıh usûlü ilminin farklı alanlarına ilişkin araştırmalardan oluşmaktadır.

    8,90
  • Hadis Usulü

    Hadis usûlü, Hz. Peygamber’e ait bilgilerin aslına uygun nakli ile Ona ait olanla olmayanı ayırt etmek amacıyla konulan prensipleri belirleyip bunlarla ilgili terimleri konu edinen bir ilimdir. Sözü edilen prensipler büyük çoğunluğu rivâyet döneminde olmak üzere tarihi süreçte ihtiyaca göre belirlenmiş, uygulanmış ve geliştirilmiştir. Bu sebeple hadisle ilgili rivâyet prensiplerini ve oluşan kavramları doğru olarak kavrayabilmek tarihi süreç içindeki gelişimlerini dikkate almayı gerektirmektedir İlahiyat Fakültelerinde lisans seviyesinde ders kitabı olması amacıyla telif edilen bu eserde hadis usûlü prensipleri ortaya çıktıkları tarihi süreçleri ve farklı yaklaşımlar da dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Konuların ana çerçevesi sunulduktan sonra detaylarıyla ilgili ileri seviyede araştırma yapmak için temel kaynaklarına işaret edilmiştir.

    7,90
  • Batı Düşüncesi – Felsefi Temeller

    Bu kitapta, “klasik”, “modern” ve “çağdaş” ayırımlarına bağlı olarak, tarihî bir mahiyet arzeden Batı düşüncesi tarzı, temel özellik ve farklılıkları ekseninde ele alınıp değerlendirilmeye çalışılmaktadır.

    5,90
  • Kitabü’t-Tevhid / Açıklamalı Tercüme

    Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, bugünkü Özbekistan’ın sınırları içinde yer alan Semerkant şehrine bağlı Mâtürîd mahallesinde doğmuş ve aynı şehirde vefat etmiştir (238/852-333/944). Türk asıllı olma ihtimali kuvvetli olan İmam Mâtürîdî’nin kabri Semerkant’tadır. Mâtürîdî’nin yaşadığı bölge önceleri Abbâsî Devleti’ne bağlı iken, Mütevekkil-Alellah döneminde başta doğu bölgesi olmak üzere birçok yönetim merkezi idareden ayrılmıştı. Mâtürîdî’nin yaşadığı bölge ve çevresine Sâmânîler hakim olmuştu. Bu dönemde çeşitli alanlarda yetkin âlimlerin yetişmesi için gerekli zemin devlet eliyle hazırlanmıştı. İmam Mâtürîdî böyle bir ortamda ilim tahsil edip eserler vermiştir. Matürîdî, Ebü’l-Hasan el-Eş’arî ile birlikte Ehl-i Sünnetin kelâm akîdesini sistemleştiren, Hz. Peygamber ve ashabının İslâm’ın temel konularına dair anlayışlarını savunup müslümanlar arasında yerleşmesine çaba gösteren, ayrıca Mu’tezile, Şîa ve benzeri fırkalarla aşırı görüşleri sebebiyle mücadele etmiş olan büyük bir İslâm âlimidir. Bu iki âlim akıl-nakil ilişkisindeki mutedil tutumları dolayısıyla dikkatleri çekmiş ve geniş kitleler tarafından kabul görmüştür. Ehl-i Sünnet akımının bu seçkin iki imamı arasında bazı görüş farklılıkları da bulunuyordu. İmamlarının görüşlerini sistemleştiren Eş’ariyye kelâmcıları nakli esas alıp onu akılla desteklerken, Mâtürîdî akaidi, özellikle akıl sahasına giren konularda naklin ışığı altında akla itimat etmiştir. Ebü Hanîfe çizgisinde ve Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’ye nispetle kurulan Mâtürîdîyye mezhebi, tek başına bütün Müslümanların yarısını kendisine bağlamayı başaran bir ekoldür. Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-Tevhîd’i bu ekolün temel kitaplarından biridir. Buna rağmen Kitâbü’t-Tevhîd’in başta Mâtürîdîyye mensupları olmak üzere ilim adamları tarafından yeterince bilindiğini söylemek mümkün değildir.

    10,90
  • Emeviler (661-750)

    İslam tarihinin ilk hanedan devleti olan Emeviler,Muaviye b. Ebu Süfyan tarafından Dımaşk’ta kurulmuş ve doksan yıl hüküm sürmüştür. Bu dönem, daha çok halifelik kurumunun bir tür saltanata dönüşmesi, muhalif gruplarla mücadele ve dışta kazanılan büyük fetihlerle meşhur olmuştur. İstanbul’un birkaç defa kuşatıldığı bu dönemde, doğu ve batıda kazanılan fetihlerle, ülkenin sınırları Türkistan’dan Fransa içlerine, Anadolu’dan Hindistan’a kadar ulaşmış ve bu geniş coğrafyada islamiyet hızla yayılmıştır. İslami ilimler alanındaki çalışmaların yoğunlaştığı ve buna bağlı olarak kitap telif hareketinin başladığı Emeviler dönemi; ilk siyasi ve itikadi mezheplerin ortaya çıkışına da sahne olmuştur. İslam sanatının temelleri de bu dönemde atılmıştır.
    7,90
  • İslam ve Batı

    Tarihte İslâm ve Batı medeniyetleri kadar yakın ilişki içinde olan başka iki uygarlık görülmemiştir. Çatışma, rekabet, uzlaşma ve birlikte yaşama biçimlerine bürünen bu ilişkinin tarihi, aynı zamanda farklı “ben” tasavvurlarının ve “öteki” algılarının tarihidir. Bu çalışma, iki medeniyet arasındaki ilişkileri tarihî seyri içerisinde incelemekte ve günümüz sorunlarını bu tarihî arka plana dayanarak tahlil etmektedir. İslâm’ın tarih sahnesine çıktığı VII. yüzyıldan Orta Çağ’a, Haçlı seferlerinden Endülüs’e, Avrupalı gezginlerden oryantalistlere kadar İslâm ve Batı kavramlarının nasıl algılandığı, farklı algılama biçimlerinin gerçekliğin yerine nasıl konulduğu ve bunların hangi gerginlik alanlarını ürettiği çarpıcı örneklerle anlatılmaktadır.

    4,90