Doğu Kitabevi

  • Felsefe Nasıl Yapılır?

    Ülkemizde felsefenin önemi ve tarihi üzerinde Türkçe yazılmış yeterince felsefi arkeolojik eser vardır, fakat “felsefenin nasıl yapıldığına” dair Türkçe yazılmış eser pek yoktur. “Felsefe tarihi; felsefe değil, filozofların dedikodusunu yapmaktır.” “İnsanlık” denilen varlığı filozoflar belirler. Filozofu olmayan toplumlar, ona dahil olamamış ve ona hizmet etmiyorlar olarak görülürler. “İnsanı doğadan ayıran ve kendi doğasını oluşturan “felsefe” anlayışıdır.” Eflatun Türkiye’de çok felsefeci olmasına rağmen, filozof olan ve felsefe yapan neden yoktur? Felsefenin nasıl yapıldığının bilinmemesindendir. Felsefenin nasıl yapıldığını öğreten Türkçe kitap bulamadığım için bu kitabı yazdım. Önce kendim öğrenmek için. Sonra da, toplumuma bir katkıda bulunmak amacıyla yayınladım. “Felsefe yapmayanların işlerinde; el, ayak, ağız, para boyutu vardır, kafa boyutu yoktur.” Bir ülkede bilim yoksa felsefe olmadığındandır. Felsefe yoksa bilim olamayacaktır. Felsefe yoksa teknoloji ve kapital da olmayacaktır. “Felsefe, bilimin gittiği yolu açan dozerdir.” Artık insanlığın bütün hayatı, felsefi düşünme icatlarıyla dönmektedir. Felsefe yapmayan toplum, bağımsız olamaz, varlığını sürdüremez. “Kiralık felsefe ile bağımsızlık olmaz.” “Artık toplumların asıl beka sorunu, felsefi ve bilimsel düşünme işlemi yapmamaktır.” “Söyledikleri ya da düşündükleri şeyler, başkası tarafından yönlendirilenlerin söyledikleri ya da düşündükleri üzerinde durmaya değmez.” J. Locke Felsefe, toplumun kafa katmanıdır. Felsefesiz toplumlar, kafa katmanından yoksundurlar. Bu durumda, kendi vücutları üzerinde başkalarının kafasını taşıyan başsız (acephale) olurlar. “En tehlikeli insan tipi; az anlayan, çok inanandır.” Anton Çehov (1860-1904) Türkiye bugün; biri İslam aleminden, diğeri Batı dünyasından olmak üzere iki felsefenin tehdidi altındadır. Kendisinin özgün felsefesi yoktur. Çünkü filozofu yoktur. Bugün dahi ne antik ne de modern evsafta filozofunun olmaması sorgulanmalıdır. Türkiye, bilimsel icatlar yapamıyorsa, temel nedeni, felsefenin yokluğudur. İcat yapmak istiyorsa, bir an önce “Felsefe Üniversitesi” kurmalıdır.

    6,90
  • İslam Ülkeleri Neden Geri Kaldı?

    Din, sosyal bir olgudur ve her sosyal olgu, ister istemez sosyal yapıya, kültüre, siyasete yansır. İnanç sistemleri ve bu sistemlerin düşünce yapısı ile siyaset ve ekonomik gelişme arasında çok bariz ilişki vardır.

    İslam insan yaşamının her alanına el atıp düzenleme getirme amacı güttüğünden, İslam ülkelerinde gelenek ve dini inanç içiçe geçmiştir. İslam ülkelerine bir şekilde dini devlet işlerinden ayırıp, demokratik bir rejim getirmeye çalışırsanız, bu çağdaşlaşma eğilimi İslamın gelenekçi dinci kesiminde belli bir anlam taşımaz. Bu kitle İslamın laik sistem karşısında kaybettiği alanı tekrar ele geçirmeye çalışacak, iktidara gelen siyaseti dine alet eden politikacılar vasıtasıyla zamanla güç kazanacaklardır. Bundan dolayı İslam ülkelerindeki demokrasi denemeleri hep sancılı olmuş, tam bir başarı elde edilememiştir.
    Medeniyetlerin başlangıcından itibaren, yönetici sınıflar, halk kitlelerini dinî kurumlar ve mistizm ile istedikleri gibi yönlendirmişlerdir. Müslümanlıkta inanılması zorunlu olan kader inancı nedeniyle halk, başlarına gelen şanssızlıkların ve sömürülmelerin hiçbirini aslında kötü bir idare içinde bulundukları sistemin yanlış işlemesine yormamışlardır. Bunu bir takdir-i ilahi olarak kabul etmişler ve kaderlerine razı olmuşlardır.

    İslam, kaderi ön plana çıkartırken, hayatın da her alanına müdahale edip düzenlemeler getirmek ister. Müslüman toplumlarda, din tek hakim ideoloji olduğundan, İslam’ın boş bıraktığı alanlara bile tarih boyunca İslam’ı kullanarak, hayatın her alanına yanılmaz ve değişmez olduğu iddia edilen kurallarla müdahale edilmiştir.

    İlahi, yanılmaz ve değişmez olduğu iddia edilen kurallarla yönetilen bir toplumda, bilime, araştırmaya olan ilginin sürekliliği olmadığı gibi, nitelikli eğitime sahip bir kitle de oluşmaz. Bu şartlarda ilerlemenin alt yapısını hazırlayan, sağlıklı bir şekilde bilimsel temeller üzerinde gelişen laik, demokratik bir sistem kurmak oldukça zordur.
    Yaşam, temel dinamiği, devamlı bir değişim ve bir gelişim düzeni olan çerçevede hareket etmektedir. Değişmez kurallara sahip herhangi bir olgu, değişen kurallarla gelişen, sosyal, ekonomik ve politik alandaki temel dinamiklere müdahale ederek toplumu yönlendirmeye kalktığında, toplumun gelişmesi önünde engel teşkil eder.
    İlahi düşünceyi yaşamın salt odağı haline getirip, rasyonel ve bilimsel düşünce sistemine yüz çevirmek geri kalmışlığın ana sebeplerindendir. Mesele rasyonel olmak veya olmamak meselesidir.

    7,90