Sigmund Freud

Sigmund Freud Psikanaliz'in kurucusudur. 6 Mayıs 1856 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Pribor şehrinde doğmuştur. Babası Jacop Freud küçük bir esnaftı. Freud'un kendisinden büyük olan iki üvey abisi ve kendinden küçük olan 7 tane kardeşi vardı. Yahudi bir aileden olan Freud'un babası çok özgür düşünceli biriydi. Sigmund Freud kendisnin ateist olduğunu açıkladığında babası bu duruma saygı göstermişti. Bu dönemde Yahudiler tıp ve hukuk alanında çalışabiliyordu. Freud bilimle ilgili olduğu için Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi. Nöroloji üzerine çalışmalar yaptı. Burada Josef breur ile tanıştı. 1882 yılında Theodor Meynert Psikiyatri Kliniğinde çalışmaya başladı. Burada kokain üzerine çalışamalar yaptı. Jean-Martin Charcot ünlü nörolog ile hipnoz ve histeri üzerine çalışmalarda bulunmak için Paris'e gitti. 1886 yılında Viyana'ya döndü ve bir muayenehane açtı ve evlendi. Sigmund Freud hastalarının tedavisinde hipnoz kullanıyordu. 1900 yılında Rüyaların Yorumu isimli kitabını yayınlandı. 1905 yılında yayınlanmaya başladığı cinsellik üzerine çalışmaları büyük yankı uyandırdı. 1902 yılında Viyana üniversitesinde Profesör oldu. Psikanalitik Topluluğunu kurdu. Massachusetts'deki Clark Üniversitesinde uluslararası ilk konuşmasını yaptı. 1923 yılında sigara bağımlılığında ötürü kendisine çene kanseri teşhisi konuldu. Bu hastalıktan dolayı 16 yılda 33 ameliyat oldu. Avrupa'da Nazi baskısının başladığı dönemlerde Freud yazdığı yazılar diğer yazarların yazıları ile birlikte toplanarak yakılıyordu. Psikanalizin kurucusu olan Freud bilim adına çok faydalı çalışmalarda bulundu. 1938 yılında Almanya Avusturyayı işgal ettiğinde karısı ile birlikte İngiltere'ye kaçtı ve 23 Eylül 1939 yılında burada vefat etti.

  • Kitle Psikolojisi

    “… Bireysel psikolojiyle toplum ya da kitle psikolojisi arasında ilk bakışta bize pek önemli görünebilecek karşıtlık, konuyu biraz derinliğine ele aldığımız zaman enikonu yitirir sivriliğini. Gerçi bireysel psikoloji tek insan üzerine eğilir ve onun içgüdüsel gereksinimlerine hangi yollardan doyum sağlamaya çalıştığını araştırır.

    3,90
  • Aşkın Psikolojisi

    Dört makaleden oluşan Aşkın Psikolojisi’nin ilk makalesinde Freud çocuğun cinselliğin ne olduğunu tam anlamasa da içinde bazı duyguların, özellikle erotik kökenli duyguların etkisini hissetmeye başladığını, özellikle erkek çocuğun annesine karşı olan aşırı sevgisi ve bağlılığının zaman içinde özellikle cinsel organını fark edince cinsel bir eğilime de dönüşebildiğini ve bunun sonucunda da babaya karşı düşmanca duyguların ortaya çıkabildiği söylüyor. İkinci makalede Freud, anneyle fahişe arasındaki bölümlemeyi daha kapsamlı olarak yani hem kadın hem de erkek açısından tekrar ele alıyor. Ancak bu kez libidonun içindeki iki duygu akımı, şefkat ve cinselliğin karşıtlığını betimliyor. “Erkekler sevdiklerinde arzulamazlar, arzuladıklarında ise sevmezler,” diyor. “Bekâret Tabusu” başlıkla üçüncü makalede Freud, kadın ile erkek arasındaki cinsel ilişkiye değiniyor. Kitaptaki son makale Freud’un kadınların ruhsal gelişimine ilişkin görüşlerindeki yeniden değerlendirmelerinin ve konuya ilişkin sonraki çalışmasının tohumlarını içeren bir makalesidir.

    3,90
  • Psikanaliz Üzerine

    ‘…Psikanaliz, çocukların ruhsal yaşamından kalkarak erişkinlerin ruhsal yaşamını ele geçirmeye çaba harcamış, çocuk erişkinin babasıdır kuralına önem ve ağırlık kazandırmıştır. Erişkin ruhunun çocuk ruhunun bir uzantısı olduğunu saptamış, çocuk ruhunun erişkin ruhuna dönüşürken geçirdiği erişikliği ortaya koymuştur. Çocuklarımızın ilk yılları söz konusu olunca, pek çoğumuzun belleği bir boşluğu içerir; pek çoğumuz, bu yıllara ilişkin yaşantılardan yalnızca bazı parçaları anımsarız. Şurasını rahatlıkla ileri sürebiliriz ki, psikanaliz bu boşluğu doldurmuş, insanlardaki çocukluk yıllarını kapsayan unutkanlığı ortadan kaldırmıştır.’

    3,90
  • Kültürdeki Huzursuzluk

    “İnsan türünün kader sorusu, kültürünün gelişmesinin, insanların bir arada yaşamalarından kaynaklanan saldırganlık ve kendini imha etme dürtüsüne hâkim olmasının mümkün olup olamayacağı ve olursa, bunun ne ölçülerde mümkün olacağı sorusuymuş gibi geliyor bana. Bu bağlamda belki de tam da içinde bulunduğumuz dönem özel bir ilgiyi hak ediyor. İnsanlar şu noktada, doğa güçlerine hâkim olarak bu güçlerin yardımıyla birbirlerinin kökünü son insana kadar kazımakta hiç de zorlanmayacak hale geldiler. Bunun farkındalar, günümüzdeki huzursuzluklarının, tedirginliklerinin, mutsuzluklarının, endişeli hallerinin hatırı sayılır bir kısmı buradan kaynaklanıyor.”
    Dilimize, farklı isimlerle de çevrilmiş olan Kültürdeki Huzursuzluk, Freud’un yol haritasında neredeyse sona en yakın duraklardan birisidir. Denilebilir ki, Freud bu kitapta, Psikanalizin, –hiç de itiraf edilmemiş– bir kültür incelemesi olarak görülmesini de vasiyet eder.

    Kültürdeki Huzursuzluk, Alfred Lorenzer ve Bernard Görlich’in ortak kaleme aldığı, hemen hemen ikinci bir kitap oylumundaki uzun giriş yazısıyla birlikte, Freud okurları için yeniden ve yeniden okunacak bir kitap niteliğini taşıyor.

    7,90