Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek 26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebinde tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde eğitim gördü. Felsefe bölümündeki öğrenimini yarıda bırakarak 1924’te Paris’e gitti. Sarbonne Üniversitesinde felsefe eğitimini almaya başladı. 1925’te tekrar eğitimini yarıda bırakarak ülkeye döndü. 1926 ile 1939 arasında çeşitli bankalarda çalışan Necip Fazıl Kısakürek 1939 ve 1943 yılları arasında ise Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler verdi. 25 Mayıs 1983 yılında İstanbul’da vefat etti. Necip Fazıl Kısakürek şairliğine ilk adımını on iki yaşında annesinin büyük desteğini alarak başlamıştır. İlk şiiri olan Kitabe’yi Yeni Mecmua dergisi yayımlamıştır. Daha sonra bu şiirine Örümcek Ağı adlı eserinde ‘Bir Mezar Taşı’ olarak yer vermiştir. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleri sayesinde kendisinden söz ettirmeyi başarmıştır. Paris’ten döndükten sonra ‘Örümcek Ağı’ ve ‘Kaldırımlar’ adlı şiir kitaplarını yayımlamıştır ve bu kitaplar sayesinde çağdaşı olan şairlerin en önüne çıkarmıştır. Böylece edebiyat çevresinde oldukça tanınmış bir yazar olarak öne çıkmıştır. 1932 yılında çıkardığı ‘Ben ve Ötesi’ adlı şiir kitabı sayesinde takdir toplamayı sürdürmüştür. Onun hayatında iki dönem vardır. 1934 yılı ve öncesi. 1934 yılından önce Necip Fazıl oldukça içine kapalı ve buhranlı eserler verirken, 1934 yılından sonra tanıştığı Abdülhakim Arvasi sayesinde üstün bir ahlak felsefesini savunan eserler kaleme almıştır. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri oldukça büyük ilgi görür. Özellikle ‘Bir Adam Yaratmak’ piyesi Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır. Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar fikir ve düşünce yazarlığı da vardır. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarında güçlü fikir adamı özelliğini görmek mümkündür. 1962 yılından itibaren bütün Anadolu şehirlerinde konferanslar vermiştir. Bu sayede geniş bir kitleye fikirlerini aktarabilme imkanı bulmuştur. 1980 yılında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü ‘’İman ve İslam Atlası’’ adlı eseriyle, fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı’nı 1981 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Ödülü’nü 1982 yılında almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfınca 1980’de verilen beratla ‘Sultan-üş Şuara’ (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır. Günümüzde Necip Fazıl Ödülleri adıyla anılan ödül töreni de her yıl düzenlenmektedir.

  • Aynadaki Yalan

    Örgüsü beline kadar inen, koyu altun sarısı saçlar… Açık kumral, parlak örneksiz bir renk tonu… Gözleri de saçlarına denk.. Açık bir alın, vezinli bir burun, kendinden kıpkırmızı, hafifçe kalın, kaçak bir istihza büklümüyle kavisli dudaklar… Çıplak ayak bileklerinde soylu çizgilerin en incesi… Kapalıca, kavuniçi rengi bir entariden giyimi içinde, öğretilemez ve öğrenilemez bir vakar ihtişamı… Yoksa masallardan kaçırılmış ve bu köye hapsedilmiş bir sultan mı bu?..
    n(Kitap’tan sf:9)
    n
    nNecip Fazıl Kısakürek’in, roman kalıpları içinde kaleme aldığı tek eseri… Roman, üniversitede felsefe asistanı olan Naci’nin hayatı etrafında gelişir… Bu hayat, Necip Fazıl’ın kendi hayatı değildir ama onun hayat hikayesindeki bir çok unsuru içinde barındırır. Naci, çevresine karşı davranışlariyle, kadın, cemiyet ve sanat anlayışiyle, hayata ve ölüme dair düşünceleriyle bir karakter bütünü halinde şekillendikçe hayalimizde bir Necip Fazıl portresi belirir gibi olur.
    6,90
  • Sahte Kahramanlar

    Sahte Kahramanlar
    islam ve Öbürleri

    Her konferans, farklı tarih ve şehirlerde çeşitli defalar binlerce dinleyiciye hitaben verilmiş olup büyük ilgi doğurmuştur. 1949’da Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluşundan itibaren Anadolu’yu bir uçtan öbür uca sarsan Necip Fazıl için, mevzuu ne olursa olsun verdiği her konferans, “Tanzimattan beri gelen sahte inkılapların çürüttüğü ruh kökümüzü kurtarma, kainat çapında hesaba vurma, Türkün ruh ve madde dünyasını Batının da hayran olacağı ve içinde her derde deva bulacağı bir ideolocya planında kurma ideali”ne bağlıdır.

    5,90
  • Yunus Emre

    Yunus Emre
    – Ön tarafı açılır-kapanır bir mikâp içinde hayatı yakalamak… Kapana kıstırır gibi.. Tiyatro budur.
    – Bana sorarsınız beşerî keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içinde bence en büyük keşif tiyatro.. Tekerlek, nasıl, bitmeyen mesafeler üzerinde sonsuz bir dönüşse, tiyatro da, durmayan zamanın mikâb biçimi bir kavanoz içinde, bütün madde ve hareket kadrosiyle dondurulması…

    5,907,90
  • Çile

    Şairliğim on iki yaşımda başladı.
    Bahanesi tuhaftır:
    Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim… Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter.. Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde.. Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
    – Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!
    Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi… Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:
    – Şair olacağım!
    Ve oldum.

    1925’de “Örümcek Ağı”, 1928’de “Kaldırımlar”, 1932’de “Ben ve Ötesi”, 1953’de “Sonsuzluk Kervanı” ve 1969’da “Şiirlerim” ismiyle yayınlanmış şiir kitaplarının bir çok bakımdan kendini ifadelendiremediğini söyleyen Necip Fazıl Kısakürek’in, 1922’de Yeni Mecmua’da yayınlanmış ilk şiirinden başlayarak bizzat kendisi tarafından süzülen, ayıklanan, düzeltilen ve bir araya getirilen bütün şiirleri…

    Ve Poetikası… Bir yanda belli başlı bir sanat anlayışından tüten şiirler, diğer yanda, bu sanat anlayışının tüttürdüğü şiir mefkûresi…

    8,90
  • O ve Ben

    Hayatını, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’ni “Tanıyıncaya Kadar” ve “Tanıdıktan Sonra” diye iki ana bölüme ayıran Necip Fazıl, Efendisine doğru kendisini cezbeden hâdiseleri de mânâlandırdığı otobiyografik eseri “O Ve Ben”i 1975’de şöyle takdim etmiştir:

    “Bu eser, dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri ve sesleriyle hayatımın hikâyesi ve asıl O’nu tanıdıktan sonra mânasını anlamaya başladığım vücut hikmetinin bende tecelli eden yakıcı ifadesidir. Bu bakımdan, kendilerini görünceye kadar malik olabildiğim birbuçuk esere nisbetle bugün 60 cildi aşan ve hepsini birden o nura borçlu bildiğim eserler arasında, şimdikini, baş köşeye oturtulması lâzım ve en mahrem iç ve dış iklimlere doğru bir belirtiş olarak takdim ederim.”

    Kitap, 1965 senesinde “Büyük Kapı” ismiyle yayınlanmıştır.

    7,90
  • Doğru Yolun Sapık Kolları

    Sahabi ne midir?
    Ümmetin temel yapısı; kalbini, duygu ve düşüncesini peşin olarak O’na bağlayan ve sonra b bağlanış etrafındaki hakikat dairesi üstünde dilediği gibi akıl atını koşturan -ağzı kantarmalı at- ve artık hiçbir akıl sıkıntısı çekmeyen büyük insan örneği..
    İşte “Doğru Yolun Sapık Kolları” onlardan sonra kuru akıl ve şeytani hayalin baskısıyla açılmaya başladı.

    8,90
  • Reis Bey

    1948’den 1960 yılına kadar geçen sürede tiyatro eseri kaleme almayan Necip Fazıl, 1960 ihtilaliyle girdiği hapiste, üç piyes yazmıştır: Ahşap Konak, Kumandan ve Reis Bey.

    Piyesin ana karakteri Reis Bey, bir ağır ceza reisidir. Ömrü otel odalarında geçmiş, yapyalnız ve tuhaf bir adam. Taş kalpli bir kanun tatbikçisi… Onun nazarında merhamet, idamlık bir suçtur ve «cemiyette bir ferdi korumak için bin kişiye idam gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır.»

    Günün birinde, annesini öldürdüğü iddiasıyla huzuruna çıkarılan bir gencin idamına karar verir. Artık olaylar çok farklı gelişecek ve Reis Bey’in buz gibi iç dünyası müthiş bir sarsıntiyle yerle bir olacaktır.

    5,90
  • İman ve Aksiyon / Özlediğimiz Nesil

    Necip Fazıl Kısakürek’in iki ayrı konferansı… İman ve Aksiyon – Özlediğimiz Neslin Vasıfları…
    Her konferans, farklı tarih ve şehirlerde çeşitli defalar binlerce dinleyiciye hitaben verilmiş olup büyük ilgi doğurmuştur. 1949’da Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluşundan itibaren Anadolu’yu bir uçtan öbür uca sarsan Necip Fazıl için, mevzuu ne olursa olsun verdiği her konferans, «Tanzimattan beri gelen sahte inkılapların çürüttüğü ruh kökümüzü kurtarma, kainat çapında hesaba vurma, Türkün ruh ve madde dünyasını Batının da hayran olacağı ve içinde her derde deva bulacağı bir ideolocya planında kurma ideali»ne bağlıdır.

    5,90
  • Çöle İnen Nur

    «Eserimi…
    Her yıldızla her yıldız arası yollar ve yönler kadar çok ve dolaşık…
    Dünya yolları ve yönlerinden…
    Biricik ulaştırıcı yolu ve eriştirici yönü bana gösteren…
    Otuz yaşımdan sonraki hayatıma temel atan…
    «Altun Halka’nın asrındaki en büyük kutbu…
    Efendim, irşad edicim, can kurtarıcım…
    Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin yüce ruhaniyetine ithaf ediyorum…»
    26 Mayıs 1972 / N.F.K.

    Allah Resulünün mübarek hayatları…
    Eserin yazılışı bir hayli maceralıdır. İlk olarak 1950 tarihinde kaleme alınmış, 1952 Büyük Doğu’larında «Allahın Sevgilisi» ismiyle pek kısa bir bölümü tefrika edilmiş, 1956’da bu kez «O» başlığıyla yayınlanmaya başlamış, fakat yarım kalmış ve arada birkaç eksik kalan teşebbüsten sonra, 1969’da nihai şekline ve ismine kavuşmuştur.
    Çöle İnen Nur, Siyer kitaplarının alışılmış anlatımlarından farklı bir üslubu yansıtıyor. Eserin takdiminde bu farklılık şöyle ifadelendirilmektedir:«Tefsir, Hadîs, siyer ve nakil olarak en emin kaynaklardan devşirili ve kaynaklarını tek tek göstermek tasasından uzak bu eser, «Başlangıç» yazısında da belirtildiği gibi, sadece iman sahiplerine hitap edici, hiçbir aklî teftiş, tespit ve ispat gayretine düşmeyici, mutlak «doğru» üzerine hissî ve teessürî bir çatı kurucu ve eğer bir kıymeti varsa onu bu noktada toplayıcı bir denemedir; ve akla verdiği pay, onu bazı noktalarda yine akılla iptal etmekten ibarettir. Bu bir ilim değil, sanat eseridir ve ilmin içini ve dışını tahkik selâhiyetinde olmadığı mukaddes kapıya, ancak, inanmış ve teslim olmuş sanat tavriyle sokulmaktan başka çare yoktur. » / N.F.K.

    8,90