Meşa Selimoviç

26 Nisan 1910’da, Bosna’nın Tuzla şehrinde dünyaya gelen Mehmed Meşa Selimoviç, ilk ve ortaöğretimini aynı şehirde tamamlamıştır. Lise yıllarında yazmaya başladığı ilk şiir ve denemeleri, okulun Prvjenče adlı dergisinde yer alır. 1929 yılında, lise mezuniyeti sonrası, sırf babası istediği için Belgrad Üniversitesi Madencilik Fakültesine kaydolur. Ama burada tutunamayıp aynı yılın sonbaharında Hukuk Fakültesine geçen yazar, buradan da Sırp-Hırvat Dili ve Yugoslav Edebiyatı Bölümüne geçiş yapar. 1936 yılının sonbaharında, Yugoslavya Krallığı Milli Eğitim Bakanlığınca alınan karar doğrultusunda askerlikten muaf tutulan Selimoviç, Tuzla Lisesi’nde öğretmenlik görevine başlar. İkinci Dünya Savaşında, komünistlerle anti-Nazi direnişinde iş birliği yaptığı gerekçesiyle, Nazi yanlısı faşist Hırvat örgütü Ustaşalar tarafından tutuklanan ve dört ay hapis yattıktan sonra delil yetersizliğinden serbest bırakılan yazar, o dönem yayımına yeni başlanan Oslobodjenje gazetesinde yazmaya başlar ve sonrasında Tuzla Birliği'nin Komünist Partisinde görev alır. Siyasi ve ekonomik sebeplerden, sürekli Saraybosna ve Belgrad arasında gidip gelen yaşamına büyük eserler sığdıran Selimoviç’in başlıca hikâyeleri ve romanları şöyledir: Kırgın Adam (1947), İlk Bölük (1950), Yabancı Ülke (1957), Sessizlikler (1961), Sis ve Ay Işığı (1965), Derviş ve Ölüm (1966), Kale (1970), Kızıl Saçlı Kız (1970), Ada (1974). Selimoviç, 1970'te Yugoslavya'nın en prestijli ödülü olarak kabul edilen Avnoj Ödülünü aldı. Çember adlı son romanını henüz tamamlayamadan, 11 Temmuz 1982 yılında Belgrad’da vefat etti.

  • Ada

    Eşekler ve köpekler ölür. Fırtınalar kopar. Aşk çok uzaktadır artık, kendisi için geriye ancak hayıflanma ve hasret kalan insan umduğu kahramanlığı hiç gösteremez. Adasını terk edemez. Özgür atlar vardır var olmasına ama avcılar dört bir yandan kuşatır onları, kementlerle avlar, köleleştirir. Özgürlük eski, silik bir rüyadır artık. Fallarda acı, hazin sonlar görünür hep. Balkan edebiyatının önemli isimlerinden Meşa Selimoviç’in gidemeyenleri, ızdırapla hatırlayanları, çılgınca özleyenleri, akıbetini öfkeyle bekleyenleri, kabullenemeyenleri anlattığı Ada, ilk kez Türkçede. “Günün birinde gideceğim.” “Nereye?” “Neresi olursa.” “Ne zaman?” “Hiçbir zaman.”

    8,90
  • Derviş ve Ölüm

    Meşa Selimoviç, Derviş ve Ölüm’de mutlak dinî doğrular üzerine kurulu dünyasında yaşayan Mevlevî şeyhi Ahmed Nureddin’in, erkek kardeşinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra düştüğü derin karmaşayı resmediyor. Suç, ceza, adalet, din ve otorite kavramları çerçevesinde insanın ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri incelikle işliyor. 1967’de yayımlanan Derviş ve Ölüm, değişik dönemlerde birçok eleştirmenin övgüsünü kazanan, sinemaya uyarlanan, MEB’in tavsiye ettiği 100 Temel Eser listesinde yer alan, otuz dile çevrilmiş ve birçok önemli edebiyat ödülüne layık görülmüş bir başyapıt. “Modern(ist) edebiyatçıların benmerkezci hayalciliğin pençesinde kıvrandığı bir dönemde Selimoviç, dervişliğe, ölüme ve adalet(sizlik)e ilişkin bu ölümsüz eseri yazmıştır. […] Mahmut Kıratlı’nın enfes çevirisinden okuyacağınız eser, bu yönüyle, yani ahlaki olanla politik olan arasındaki çatışmayı eksene alması, geleneksel bilgeliğin modern zamanlarla karşılaşması, ‘öteki’nin ölümü üzerinden adaleti sorgulaması bakımından son derece değerli bir hikâyedir; çok önemli bir meseleyi önümüze getirir.” Sadık Yalsızuçanlar

    8,90
  • Sis ve Ay Işığı

    Zaman, büyük değişimlerin yaklaştığı 1940’lar. Yer, Naziler tarafından işgale uğrayan ve dört bir yandan parçalanan, krallıktan Sosyalizme geçiş sancıları çeken Yugoslavya. Her yanı kuşatan kesif bir sis ve içinde her kırk yılda bir kendini tekrar eden savaş. Ve bu boğucu çemberin dışında kalmak isteyen mutsuz bir karı kocanın kışlaya dönen ıssız bir ovadaki evleri. Yaşananlardan uzak kalmak isteyen Yovan, varoluşu tümden sorgulayarak kendi içindeki savaşa dalmışken, genç karısı Luba ise bu kuşatmayı içselleştirerek kadın gözünden bir savaş anlatısı sunuyor bizlere. Sis ve Ay Işığı (1965), İkinci Dünya Savaşı sırasında, Meşa Selimoviç’in Partizanlara bizzat katılarak gözlemlediği anti-Nazi direnişinden esinlenerek yazılmış bir roman. Yazar, savaşı yer yer şiirsel biçimde, yer yer de karakterlerin psikolojik çözümlemeleriyle tahlil eder. Selimoviç’i, Derviş ve Ölüm ile Kale gibi başyapıtları yazmasına hazırlayan eseri olarak görülen bu roman, aynı zamanda lirik dili ve Dostoyevskivari karakterlerinden dolayı Partizan edebiyatının zirvesi olarak kabul edilmektedir.

    6,90