Mehmet Özger

1977 Adıyaman doğumlu olan yazar Mehmet Özger, Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünden 2001 yılında mezun olmuştur. 2005 yılında Yüksek Lisansını tamamlayan yazar "12 Eylül Romanlarında Bellek, Özne ve İktidar" başlıklı doktora tezi ile 2010 yılında doktor unvanını almıştır. Yazar başta Yedi İklim dergisi olmak üzere çeşitli dergilerde yazı ve şiirlerini yayımlatmıştır. Aynı zamanda Bingöl Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

  • Kanun-ı Kadimin Peşinde Osmanlı’da “Çözülme” ve Gelenekçi Yorumcuları

    Bu kitapta esas olarak Osmanlı yönetici sınıfına mensup kişiler tarafından kaleme alınmış ıslahata müteallik risaleler incelenerek, Osmanlılar’ın XVI. Asır sonları ve XVII. Asırda karşılaştıkları problemleri nasıl değerlendirdikleri ve bunları çözmek için ne gibi çareler teklif ettikleri ele alınmaktadır.

    6,90
  • Muhtasar Cinnet Risalesi

    “Ruhu kalabalık bir dünyanın şiirini yazıyor Mehmet Özger. Namazsız evlerde kederleriyle baş başa kalan melekler, süslü kızların tanrıları, morgta kanı çekilmiş cesetlere dönüşen imkânlar, ıslak tütünler, her şey var bu dünyanın içinde. En önemlisi de hurûtatın tecellilerine dönüşen kadim aşklar…
    Bir gök tiyatrosunda kadim hakikate çağrılar, sunaklar hazırlayan bir şair Özger. Onun şiirleri ezelden toprakla nikâhlanmış gibi. Üstü başı toprak kokan, toprağa; yani insana, yani hakikate, yani arayışa adanmış şiirler…”
    Ahmet Edip Başaran

    “Geleneğin şiirde işlenişi konusunda Özger’in şiiri, 2000’ler şiiri için bu işin nasıl yapılması gerektiğini işaret eden önemli ipuçları taşıyor. Aşk’ı aşka yüreklendiren Molla-yı Cünûn gibi onun şiirleri de modern çağın insandan en çok uzaklaştırmaya, kendisinden yoksun bırakarak soysuzlaştırmaya çalıştığı aşka yüreklendiriyor. Tek sığınak budur çünkü. O da elden gittiğinde artık insan da elden gidecektir. Özger, bu serencamı kendi kişisel menkıbesi çerçevesinde ortaya koyuyor. Onun şiirinde yapılacak kazıda mazmunlar, Galib sesleri, Zarifoğlu parlamaları, Sezai Karakoç ışıkları görülecektir. Hepsi de kendi sesi içinde erimiş bir halde.
    Bu şiirlerin ardında derinlemesine bir yaşanmışlık, şiirin kaynaklarına inmek için gösterilen azami çaba; dahası Fuzulî’nin bir şiir için olmazsa olmaz saydığı ilim var. Akademisyen tarafı ozan kişiliğine zarar vermiyor, aksine onu besliyor. Marifetin iltifat görmediği zamanların yıkıcı etkisinden kendisini kurtarmış bir ilk eserle karşı karşıyayız. Şair, uzun süredir dinlendirdiği kanatlarını Türkçenin hür gökleri için açma kudretini bu ilk eserle kendisinde bulacaktır.”
    Said Yavuz

    3,90