Gustave Flaubert

Modern romanın temsilcilerinden olan Gustave Flaubert 1831 yılında Fransa’nın Rouen kentinde doğdu. Bir cerrahın oğlu olarak dünyaya gelen yazar oldukça mutlu bir çocukluk geçirdi. Okul çağına geldiğinde kendindeki yeteneğinin farkına vardığı halde dışarıya karşı utangaç ve içe kapanık bir çocukluk ve gençlik geçirdi. 9 yaşına geldiğinde tiyatro oyunları yazmaya başladı. Rouen Jimnazyumu'na 8 yıl gitti. Gustave Flaubert çocukluk yıllarında tembel ve alaycı biri olduğu ile anılmış olsa da bir anda kendini büyük bir çalışmaya verdi. Hayatı boyunca yaşadığı aşağılık kompleksine karşı mükemmel bir öğrenci olarak anıldı. Edebiyat ve tarih derslerine büyük ilgi duyuyordu. İlk olarak denemelerini okul dergisinde yaptı. Lise bittikten sonra hukuk alanını seçti. Bu dönemde ilk sara krizini geçirdi ve dinlenmek için okulunu bıraktı. Paris’ten ayrılarak Croisset’ye yerleşerek kendisini sadece yazmaya verdi. Ruh yapısı gereğince meslek ve evliliğe hep yüz çevirdi. Bunların yerine sanata sığındı ve daha çok bağlandı. Croiset’de yer alan evinde tüm zamanını geçiren Gustave Flaubert arka arkaya babasını ve kız kardeşini kaybetti. Kendini daha fazla çalışmaya verdi. Bu dönemde çok fazla ülke gezdi. Gustave Flaubert için yazdığı Aday isimli oyununun başarısızlığı hayal kırıklığı oldu. Bu başarısızlığından sonra daha büyük hırs ile diğer yazıları üzerinde çalışmaya başladı. Neredeyse gününün tamamını yazmakla geçiriyordu. Tamamlanması 5 yıl süren Madame Bovary kitabını tamamladı ve Revue de Paris dergisinde yayınlamaya başladı. Yayınlandıktan sonra Gustave Flaubert Madam Bovary ile ilgili olarak gelenek ve ahlak kurallarına aykırı bulunan kitabı için adaletin önüne çıkarıldı. Davadan sonra kitabı hak ettiği gördü ve kendisinin ölümünden sonra Fransız Edebiyatındaki yeri anlaşıldı. Gustave Flaubert sanatın çıkar meselesine dayanmaması gerektiğini düşündü. Türk Edebiyatında birçok yazar Gustave Flaubert’in tarzından etkilenmiştir. Flaubert 1880 yılında geçirdiği bir felç yüzünden hayata gözlerini yumdu.

  • Bir Delinin Anıları

    ir Delinin Anıları, Flaubert’in çağının ötesinde kaleminin ve edebî derinliğinin habercisi gençlik eserlerinden. Flaubert’in henüz on yedi yaşındayken kaleme aldığı roman, kimilerine göre aşka adanmıştır. Kimileriyse “anomali” hayat tarzının manifestosu olarak görür onun satırlarını. Fransızca aslından çevrilen bu otobiyografik kurgu, onun çalkantılı duygu dünyasının da bir tezahürü: “Daha gençken, yaşlanmıştım. Yüreğim kırışıklıklarla kaplanmıştı. Hâlâ dinç, coşkulu, inançlı ihtiyarlarla karşılaştıkça, böylesine gençken, hayattan, aşktan, utkudan, Tanrı’dan, var olan ve olabilecek her şeyden bu denli düş kırıklığına uğramış birine döndüğüm için kendi hâlime acı acı gülmekteydim… Uçurumun kenarına vardığımdaysa gözlerimi kapadım… İçine düştüm.”
    devamını oku

    3,90
  • Duygusal Eğitim

    XIX. yüzyıl Fransız edebiyatının başyapıtlarından biri sayılan ve XX. yüzyıl romanını şekillendiren, hatta çağdaş romanın öncüsü olma niteliğini taşıyan Duygusal Eğitim, arka planında Flaubert’in en ince ayrıntısına kadar gözlemleyip analitik bir zekâyla kusursuzca aktardığı Temmuz Monarşisi, 1848 Devrimi ve II. Cumhuriyet dönemiyle tarihçilerin de başvuru kitaplarından biri olmayı başarmış bir yapıttır. Paris’e eğitim almak üzere gelen on sekiz yaşında taşralı bir genç olan Frédéric Moreau’nun, sanatı, siyaseti, dostluğu, iktidar hırsını ve saf aşkı öğrenip deneyimlemesinin; monarşi, cumhuriyet ve imparatorluk arasında gelgitler yaşayan Fransız toplumunda kendine bir yer edinme arayışının, başka bir deyişle kayıp bir gencin hikâyesidir. Zengin bir sanat tüccarının eşi olan Madam Arnoux’ya duyduğu aşk ve içinde yaşadığı dünyayla kurduğu ilişkiler sonucunda, birer birer yanıp kül olan hayallerin ve yanılsamaların büyüttüğü Frédéric’in hikâyesi, aynı zamanda yürekleri hınçla dolu tüm gençlerin de hikâyesidir.
    devamını oku

    7,90
  • Madam Bovary

    Madam Bovary, 19. yüzyıl Fransız kadınının kıstırılmış hayatını ve iç dünyasını oldukça şeffaf bir şekilde ele alırken, dönemin kadın erkek ilişkilerine de ayna tutan bir başyapıt.

    Vasat bir doktorla evlendikten sonra boğucu taşra yaşamı içinde sıkışıp kalan genç ve güzel Madam Bovary, mutsuzluğu bir kader olarak kabul etmeye razı olmaz. Büyük hayalleri, hayattan büyük beklentileri vardır; okuduğu romanlardaki tutkunun ve romantik fantezilerin özlemiyle yaşar ve aradığı ideal aşkı bulmak için çıktığı yolda hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz. Madam Bovary’nin bu mücadelesini ve sürüklendiği çıkmazı anlatan roman, tutkulu bir hikâyenin gerisinde evlilik, cinsellik ve zenginlik kavramlarını sorguluyor. 1857’de ilk kez yayımlandığında büyük yankı uyandıran, toplumun din ve ahlak anlayışını sarstığı gerekçesiyle yasaklanmaya çalışılan Madam Bovary, 19. yüzyıl Fransası’nın ahlak anlayışına ve burjuva değerlerine karşı güçlü bir eleştiridir.

    “Şairler nasıl bahara şükran duyuyorsa, romancılar da Flaubert’e öyle şükran duymalıdır. Onunla her şey yeniden başlar.”
    JAMES WOOD

    8,90