Gösterilen 1–20 arası toplam: 107

  • Aforizmalar (Karton Kapak)

    Kafka, içinde yaşadığı dönemin, o dönemin olaylarının değil, gelmiş geçmiş tüm zamanların toplumsal mekanizmalarının yarattığı yalnızlığı, anlamsızlığı betimlemiştir.
    Kuşkusuz, karanlık bir tablodur bu. Bu karanlık tabloyu aydınlatan ise
    Kafka Güneşi’dir. Gecenin en yoğun ânında doğan, karanlığın tüm gizlerini açığa vuran ışığıyla, bizlere, insanlara yalansız bir dünya göstermeye çalışan, bunu handiyse özür dilercesine mırıldanarak gerçekleştiren, son aşamada da pişman olup tüm yazdıklarının yakılmasını (bunu hiçbir zaman yerine getirmeyecek bir dostundan istemiş olsa da) isteyen, hiçlikten sahici bir dünya yaratan bir insan.
    Eğer Kafka’nın yapıtında manevi değerler ve umut aranıyorsa, burada aranmalı.
    Ve bu aforizmalar da bu ışığın altında okunmalı.
    Bu kitap, Kafka’nın ardında bıraktığı tamamlanmış ender elyazmalarından biridir. Tüm aforizmalar Kafka tarafından tek tek numaralandırılmıştır.
    Max Brod, altısı, küçük okul defterlerine yazılmış aforizmalardan, kısa
    öykücüklerden, çeşitli konulardan oluşan bu elyazmaları “yığınını” Taşrada Düğün Hazırlıkları başlığıyla tek bir kitapta toplamıştır. Daha sonraları birçok ülkede,
    bu kitaptan küçük başka kitaplar üretilmiştir: Babaya Mektup ve Aforizmalar gibi.
    Bu kitaptaki aforizmaların tam olarak ne zaman yazıldığını bilmiyoruz.
    Bir sayfadaki 1917 tarihiyle Günlük’te yer alan benzer cümleler, aforizmaların 1917-18 yılları arasında yazıldığına işaret etmektedir.
    Max Brod, bu aforizmalara “Günah, Acıçekme, Umut ve Gerçek Yol Üzerine
    Derin Düşünceler” başlığını uygun görmüştür. Ama Kafka, bu elyazmalarına
    bir ad vermediğine göre, en uygun başlık, kuşkusuz, yazın alanındaki bu türün
    genel adı olan Aforizmalar’dır.
    Hemen şunu da belirteyim ki, Kafka’nın tüm kitaplarında, özellikle Günlüklerinde
    ve mektuplarında yazılmış, çeşitli konularda, ayıklanacak olsa, başlı başına büyük
    bir kitap oluşturacak kadar aforizma vardır.

    Ferit Edgü’nün önsözünden

    3,90
  • Alice Harikalar Diyarında

    Lewis Carroll’ın çocukların hayal gücünü, yetişkinlerinse mantığını besleyen muhteşem öyküsü Alice Harikalar Diyarında, yazıldığı günden bu yana, içgüdülerini dinleyen herkese rehberlik ediyor. Tavşanın peşine düşüp birbirinden harikulade dünyaların kapısını aralayan Alice’in macerası, İngilizce aslından Türkçeye eksiksiz çevrildi.

    3,90
  • Altıncı Koğuş

    Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü “felsefi” yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya’nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının “deliliği”nin simgesidir adeta.
    Altıncı Koğuş, Russkaya Mısl dergisinin 1892 kasım sayısında yayımlandığında büyük ilgi görmüştü. Hatta Lenin’in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, “Kendimi Alıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim” dediği rivayet edilir.
    ANTON PAVLOVİÇ ÇEHOV (1860-1904): Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli ustalarından olan Çehov, Rus Gerçekçilik okulunun önde gelen temsilcisidir. Taganrog’da dünyaya geldi. Lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. 1879’da Moskova’ya giderek tıp fakültesine yazıldı ve 1884’te doktor oldu. Alacakaranlıkta adlı öykü kitabıyla 1887’de Rus Akademisi tarafından verilen Puşkin Ödülü’nü kazandı. Yaklaşık bin sözcükten oluşan komik kısa öykü türünü başlı başına bir sanat haline getirdi. Ancak 1888’de yayımlanan Bozkır adlı yapıtıyla komik öykülere sırt çevirmiş oldu. Önemli oyunları arasında Ayı (1888), Evlenme Teklifi (1889), Martı (1896), Vanya Dayı (1899), Üç Kız Kardeş (1900) ve Vişne Bahçesi (1903) sayılabilir.

    5,90
  • Amok Koşucusu

    Amok Koşucusu doktor olarak yardıma ihtiyaç duyan bir insana el uzatmanın vicdani yükümlülüğüyle kendi karmaşık duyguları arasında sıkışıp kalan bir adamın hikâyesidir. Hollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor, dara düşüp kendisine başvuran çok zengin bir kadının “yardım” talebini geri çevirir. Zira kadının mağrur ve hesapçı tavrı karşısında büyük bir öfkeye kapılmış, gururuna yenik düşmüştür. Ancak söz konusu olan insan hayatıdır. Kısa süre içinde pişmanlığın pençesine düşer. Kadına yardım etmeyi saplantı haline getiren doktor, Malezya halkında rastlanan bir nevi öldürücü delilik olan hummanın, amokun etkisi altına girer.

    5,90
  • Ay Işığı Sokağı

    Fransa’nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya’daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedel.
    Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor…

    3,90
  • Ay’a Yolculuk

    Durmak bilmeyen bir tempoyla ve akıl almaz bir hayal gücüyle yazılmış Ay’a Yolculuk bilim kurgunun temel eserlerinden biridir. Macera, 1865’te Amerikan İç Savaşı’ndan yeni çıkmış bir grup topçunun, kulüplerinde yapacak iş bulamayıp başkanları Bay Barbicane’in önderliğinde Ay’a kadar gidebilecek bir mermi yapmaya karar vermesiyle başlar. Haber kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayılır. Merminin içinde Ay’a gitmek isteyen bir gönüllü de işe karışınca, proje bir anda çok büyük bir olaya dönüşür.

    Astronotların Ay’a ulaşmasından yaklaşık yüz elli yıl önce kaleme alınmış bu çarpıcı roman, Jules Verne’in bilimsel ve edebi dehasının en güzel örneklerinden biridir. Tabii ki günümüzde romanda anlatılan bilimsel gerçeklerin bazıları farklı, ama maceranın tadı aynı!

    4,90
  • Ay’a Yolculuk

    Jules Verne’in düş gücünü olanca zenginliğiyle ortaya koyan Ay’a Yolculuk, üç arkadaşın uzay macerasını konu alıyor. İnsanlık Ay’a gitmeden çok önce bu keşfi zihnen gerçekleştiren yazarın ünlü romanı, Fransızca aslından Türkçeye çevrildi:

    Bazı dar kafalılar, bunlara verecek başka sıfat yoktur. İnsanlık, Popilius çemberinin içine hapsolmuş. Gezegenler arasındaki boşluğa çıkamadan ot gibi yaşamak onların kaderiymiş. Gerçek hiç de öyle değil ama! Bugün nasıl Liverpool’dan New York’a hızlı, kolay ve güvenilir biçimde gidiliyorsa, Ay’a, gezegenlere ve yıldızlara da gidilecek. Ay denizleri de, atmosfer denizleri de aşılacaktır. Uzaklık, görece bir sözcükten başka bir şey değildir. Yakında sıfıra indirgenecektir.

    devamını oku

    3,90
  • Ay’a Yolculuk

    Jules Verne’in düş gücünü olanca zenginliğiyle ortaya koyan Ay’a Yolculuk, üç arkadaşın uzay macerasını konu alıyor. İnsanlık Ay’a gitmeden çok önce bu keşfi zihnen gerçekleştiren yazarın ünlü romanı, Fransızca aslından Türkçeye çevrildi:

    Bazı dar kafalılar, bunlara verecek başka sıfat yoktur. İnsanlık, Popilius çemberinin içine hapsolmuş. Gezegenler arasındaki boşluğa çıkamadan ot gibi yaşamak onların kaderiymiş. Gerçek hiç de öyle değil ama! Bugün nasıl Liverpool’dan New York’a hızlı, kolay ve güvenilir biçimde gidiliyorsa, Ay’a, gezegenlere ve yıldızlara da gidilecek. Ay denizleri de, atmosfer denizleri de aşılacaktır. Uzaklık, görece bir sözcükten başka bir şey değildir. Yakında sıfıra indirgenecektir.

    3,90
  • Babaya Mektup

    Kafka’nın babası Hermann Kafka’ya Kasım 1919’da yazdığı bu mektup, alıcısına hiçbir zaman ulaşmadı. Yazarın yapıtlarına ve esin dolu dünyasına adım atmak için mükemmel bir giriş metni olan mektup, aynı zamanda 20. yüzyıl edebiyat tarihinin büyük itiraflarından biri sayılabilir.
    Kafka, suçlayıcı bir tonla hafif bir ironinin birbirine karıştığı mektubunda, babası tarafından kabul görme talebini dillendirir. Aslında babasıyla arasındaki yabancılaşma ve iletişimsizliği, yapıtlarının çoğunda kendine mesele edindiği daha geniş kapsamlı varoluşsal bir açmazın parçası olarak görüyordu. Yazar evliliğe ve yetişkin bir erkek olmaya hazırlanan Georg Bendemann adlı karakterinin babası tarafından ölüme mahkûm edildiği Yargı adlı öyküsünde olduğu gibi, evlenememesinden ve yetişkin olamamasından babasını sorumlu tutuyordu.
    Başarılı bir işadamı olan Hermann Kafka’nın oğluyla ilişkisinde, işlerini devam ettirecek tek erkek evladına yönelik geleneksel beklentisi belirleyici olmuştu. Bu, yeni oluşmuş ataerkil Yahudi orta sınıfının yaşadığı tipik baba-oğul çatışmasının yaygın bir örneğiydi aslında.

    3,90
  • Benim Üniversitelerim

    Gorki’nin üniversiteleri, ona kendi hayatlarının acımasız gerçekliğini öğreten gerçek insanlardır… Toplum dışına itilmiş yersiz yurtsuz aylaklar ve serserilerdir… Açlığı, zulmü ve baskıyı; devlet ve kiliseyle ilişkilerini sorgulayan devrimcilerdir… Kürek mahkûmları gibi sürekli çalışan, hayatlarını aklın rehberliğinde yaşamak isteyenlere düşman olan mujiklerdir…
    Devrime yol açan fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde yazarın sosyal çevresini bu kesimlerden insanlar oluşturur. Çocukluğundan itibaren yazgısı olan sefil ve hoyrat gerçekliği daha güzel, daha insani bir hayata dönüştürme çabasındaki Gorki, Rus toplumunun devrim öncesindeki umutlarının cisimleşmiş halidir adeta.
    devamını oku

    5,90
  • Beyaz Diş

    Korkunç soğuğa rağmen hâlâ hayatta olan iki adam ümitsizliğe düşmeden, durmadan yürüyordu. Soğuktan korunmak için kalın kürkler, deri eldivenler giyinmişlerdi. Kirpikleri bile buz tutmuştu. Yüzlerindeki kar ve buzdan yüz hatları kaybolmuştu. Sanki bu adamlar bilinmeyen bir gezegene ölüleri taşıyan ve orada gömen özel görevli yaratıklardı. Ya da tanınmamak için maske takmış iki mezarcı… Aslında ikisi de senin benim gibi insanlardı. Bu kadar tehlikenin, bu ıssız doğanın içinde ölümle âdeta dans eden iki maceracıydı onlar.
    6,90
  • Beyaz Zambaklar Ülkesinde

    Finlandiya gibi küçük ve geri kalmış bir ülkenin, eğitim ve kültür yönlerinden, nasıl kalkındığını derinliğiyle anlatan büyük toplumsal bir yapıttır. Fin halkı önceleri nasıldı, sonradan ne duruma geldi, bunda, okulun, ordunun, devletin, dinin rolleri nedir? Tek tek kahramanlar, Fin halkını nasıl yiğit bir ulus yapmıştır? Demokrat bir ulus ne demektir, bütün bir ulus nasıl yücelir, halka karşı aydınalrın görevi nedir, gerçek yurtseverlik nasıl olur, ulusa gerçek hizmet nasıl verilir, bir avuç aydının kendini halka veren gönül tokluğu ve özverisiyle tüm bir ulus nasıl cehennemden cennete yükseltilir? Kitabın asıl değeri bize Finlandiya’yı tanıtılmasında değil, onu tanıtırken, bize de kendimizin ne olduğunu, ne olacağını göstermesindedir. Sanki bu küçük Fin ulusu, büyük akrabası olan biz Türklere bir kolaylık olsun diye, tuttuğumuz uygarlık yolunda, daha kararlı, daha güvenle, daha bilinçli yürüyüp ilerlememizi sağlamak için, o deneyi yaptılar.

    5,90
  • Beyaz Zambaklar Ülkesinde

    Kutsal kitaplarda şöyle bir hikâye geçer: Bir zamanlar güçlü, zalim bir hükümdarın sarayının duvarlarında ateşle yazılmış kelimeler varmış: “Mane tekel fares!” Bu kelimeleri hiç kimse anlayamamış. Hâkim Danyal, kelimeleri şöyle yorumlamış: “Bu ateşten yazılar, ilginç bir olayın geleceğini haber veriyor. Bunların anlamı şudur: Devlet, artık yaşama gücünü yitirmiştir. Kaçınılması imkânsız bir sona, yani yıkılmaya mahkûmdur. Tarih onlar hakkındaki kararını verdi: Mane tekel fares!” Atatürk’ün okullarda okutulmasını tavsiye ettiği Beyaz Zambaklar Ülkesi’nde bir milletin bütün olumsuz koşullara rağmen nasıl ayağa kalkabileceğini adeta kalplere dokunarak gösteriyor.
    devamını oku

    3,90
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

    Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

    4,906,90
  • Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – 1984

    Geçmişi kontrol eden, geleceği de kontrol eder: Şimdiyi kontrol eden, geçmişi de kontrol eder.

    Her şey 1984 yılında geçer. Birbiriyle mütemadiyen savaşan üç büyük gücün elinde bölünmüş bir dünya, mutlak güce sahip bir Parti, kapanması yasak tele-ekranlarla her hareketi denetleyen Düşünce Polisi, her şeyi izleyen Büyük Birader ve diğer tüm düşünce biçimlerini imkânsız hâle getirmek için oluşturulan “Yenidil”. Gerçek Bakanlığı’nın altındaki Arşiv Bölümü’nün gözlerden ırak odalarında, Parti’nin ihtiyaçları-na göre geçmişi yeniden yazan Winston Smith’in oyununda arka plan bu kâbustur işte. Herkesi dilediği gibi kontrol eden bu totaliter dünyaya karşı içinde isyan tohumları büyüyen Winston, hakikat ve özgürlüğe duyduğu özlemin yanında aşka da kayıtsız kalamayacaktır.

    Yirminci yüzyılın en çok okunan ve en etkili kitaplarının başında gelen George Orwell’in distopik başyapıtı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, dönemler değişse de varlığını sürdüren tota¬liter dünya düzenine tutulmuş bir ayna olmayı sürdürüyor.

    devamını oku

    3,90
  • Bir Çöküşün Öyküsü

    Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.

    3,90
  • Bir Delinin Anıları

    ir Delinin Anıları, Flaubert’in çağının ötesinde kaleminin ve edebî derinliğinin habercisi gençlik eserlerinden. Flaubert’in henüz on yedi yaşındayken kaleme aldığı roman, kimilerine göre aşka adanmıştır. Kimileriyse “anomali” hayat tarzının manifestosu olarak görür onun satırlarını. Fransızca aslından çevrilen bu otobiyografik kurgu, onun çalkantılı duygu dünyasının da bir tezahürü: “Daha gençken, yaşlanmıştım. Yüreğim kırışıklıklarla kaplanmıştı. Hâlâ dinç, coşkulu, inançlı ihtiyarlarla karşılaştıkça, böylesine gençken, hayattan, aşktan, utkudan, Tanrı’dan, var olan ve olabilecek her şeyden bu denli düş kırıklığına uğramış birine döndüğüm için kendi hâlime acı acı gülmekteydim… Uçurumun kenarına vardığımdaysa gözlerimi kapadım… İçine düştüm.”
    devamını oku

    3,90
  • Bir Delinin Hatıra Defteri – Portre

    Nikolay Vasilyeviç Gogol’ün, en çok okunan hikâyelerinden Bir Delinin Hatıra Defteri ve Portre’nin yer aldığı kitapta Bir Delinin Hatıra Defteri, orta hâlli bir memurun günden güne nasıl delirip kendini İspanya Kralı ilan ettiğini gözler önüne seriyor. İvanov’un trajikomik dönüşümüyle Rus toplumunu ve bürokrasisini de ince bir dille alaya alan Gogol, Portre hikâyesinde ise yoksulluk içinde yaşayan yetenekli ressam Chartkov’un bir dükkândan satın aldığı ürkütücü portreden sonra önünde açılan iki yoldan birini seçerken nasıl bir tereddüt yaşadığını anlatıyor. Chartkov, ya yoksul kalarak sanatını icra edecek ya da dönemin sanat anlayışına ayak uydurarak şöhret ve paraya talip olacaktır. Gogol’ün, üstün mizah anlayışıyla delilik ve ihtirasın herkese dokunabilecek gerçekliğini sunduğu bu iki hikâyesi Rusça aslından çevrildi

    3,90
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü

    Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, hayatının beş yılını darbeyle başa gelen Louis Bonaparte’a karşı çıktığı için sürgünde geçiren Victor Hugo’nun başkaldırı güncesi olarak okunabilir. Modern edebiyatın ilk monoloğu sayılan romanda Hugo, idam cezasının trajikomik yanını da gözler önüne seriyor. İdama mahkûm bir adamın altı haftaya yayılan güncesini okurken asıl suçlunun kim olduğuna karar veremeyeceksiniz. Cinayeti işleyen katil mi, idamı bir şölen gibi izlemek için can atan toplum mu?

    3,90