Peter Handke

Peter Handke 6 Aralık 1942 yılında Avusturya’da doğmuştur. Biyolojik babası ile annesi daha Peter Handke doğmadan ayrıldılar. Yazara ismini verecek olan Bruno Handke ile annesi ikinci evliliğini yaptı. Ailesi ile birlikte Doğu Berlin’e yerleşen Peter Handke Rusların Berlin’i işgal etmesi üzerine oradan ayrıldılar. 12 yaşına kadar din eğitiminin ağırlıklı olduğu bir okulda okudu. Liseyi ise normal bir lisede tamamladı. Anne tarafındaki dedesi Slovak olduğundan dolayı küçük yaşlardan itibaren bu kültüre ilgi duydu. 1961 yılında Hukuk Fakültesi’nde okumaya başladı ve bu dönemlerde yazmaya ilgi gösterdi. Peter Handke‘nin ilk roman denemesi olan Die Hornissen’in Suhrkamp yayınevi tarafından kabul edildi ve eğitimini yarıda bıraktı. Peter Handke uzun süre başka bir iş yapmadan sadece yazarlık yaptı. 1971 yılında annesinin intiharı ile sarsıldı. Bu sarsıntı ve acıyı Wunsschloses Unglück isimli romanında işledi. Annesinden vefatından 1 sene sonra eşinden ayrılan yazar kızını tek başına büyüttü. Yetmişli yılların asi yazarı olan Handke kişisel görüşleri ve başkaldıran yaşam tarzı nedeni ile çok fazla eleştirildi. II. Dünya savaşı sonrasında deneysel edebiyatın önemli isimlerinden olan Peter Handke’in hem oyun hem de roman eserlerinde dil olgusu büyük önem taşır. Peter Handke kitapları tün dünyada çok satanlar listelerine girmektedir. Yazar kitaplarında ifade yeteneği ve kelimelerle oynama becerisi postdramatik kurgunun mimarları arasına girmesini sağlamıştır. Peter Handke Mutsuzluğa Doyum kitabını annesinin intiharından sonra kaleme almış çaresizliğin en dip halini aslında hayatını bizlere sunmuştur. Yazar Peter Handke’nin Solak Kadın ve Kaspar isimli kitapları da dünya çok satanlar listelerinde yer alan kitaplarıdır.

  • Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi

    Time dergisinin “Beckett’ten beri çağdaş yazının en büyük adı” diye nitelendirdiği Handke’nin en önemli yapıtlarından biri olan Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi, bir tek sözcükle tanımlamak gerekirse, dille dünya arasındaki “boş”luğun romanıdır. Metin, Batı toplumlarında yaşayan “uygar” insanların ilişkisinin (ya da aynı anlama gelmek üzere, ilişkisizliğinin) yarattığı “boş”luğun “özgürleştirici” ve “öldürücü” boyutları üzerine kuruludur.
    Romanı edebiyat estetiği açısından farklı kılan yan, Handke’nin dile olağanüstü bir önem vererek “boş”luğun üslubunu yaratmış olmasıdır. Klasik romanlardaki tipleme yoktur bu kitapta. Kalecinin penaltı anında duyduğu endişenin bütün bir hayata yayılmasından duyulan tedirginlik ve dilin ilişki kurmadaki eksikliği işlenir bu metinde, hem de büyük bir başarıyla.
    Handke’ye göre, “Edebiyatın görevi toplumsal koşullandırmayı yıkmak ve kültürün insan ve doğa üstündeki baskısını kaldırmaktır. Ama edebiyatın kendisi de her zaman için kültürün bir parçasıdır ve dolayısıyla kendi içine dönük ve kendine yeniktir. Yazmak, kendi kendini hapsetmek, kendini yaşamdan uzaklaştırmaktır ve bu da bir tür şizofrenidir aslında.”
    “Yalnızlık”, “boşluk”, “ilişkisizlik”, “dilin ilişki gücü” gibi temalarla örülü, iyi edebiyatın “zor” metinlerine ilgi duyan okurların büyük zevk alacakları bir başyapıt…

    3,90